|
33 - FAZÎLET ve
ÜSTÜNLÜKLERİ
BU ÜMMETİN ÜSTÜNLÜĞÜ
“Peygamber Efendimiz”,
o kıyâmet gününde,
Gelip durur günâhkâr
ümmetinin önünde.
O an Hak teâlâdan şöyle bir
nidâ gelir:
(Habîbim, ümmetini al ve
hesâba getir.)
O zaman eshâbıyla, âlim ve
velîleri,
İleri sürer hemen, şehîd ve
sâlihleri.
Rabbimizden bir nidâ gelir
ki: (Yâ Muhammed!
Ümmetinin tamâmı
bunlardan mı ibaret?
Mutîleri getirdin, hani
nerde âsîler?
Âlimleri getirdin, peki
nerde zâlimler?
Sen, namâz kılanları
getirdin buraya hep.
Peki kılmıyanları
nerdedir şimdi acep?)
Arz eder ki: (Yâ rabbî,
buyurduğun gibidir.
Ama onlar, yine de seni bir
bilmişlerdir.
Onlar puta tapmadı, sana
şirk koşmadılar.
Tevhîd üzere olup, küfürden
hep kaçtılar.
Bağışla suçlarını işbu
îmânlarına.
Lâyık görme onları Cehennem
azâbına.)
Rabbimiz buyurur ki: (Ey
benim Peygamberim!
Ümmetinin hepsine,
şefkatim çoktur benim.
Ümmetini, kendime
eylemişim muhâtab.
Onun için sorarım onlara
bugün hesâb.
Onlarla söyleşmeyi
sevmeseydim eğer ben,
Hep Cennete koyardım,
hiç hesâba çekmeden.)
Bir gün de “Mîkâil”le
“Cibrîl” aleyhisselâm,
Resûlullah'a gelip,
verdiler önce selâm.
Sonra Cibrîl, Resûl’ün
sarılıp örtüsüne,
Sevgi ve muhabbetle öpüp
sürdü yüzüne.
Sorunca Resûl bunun
hikmetini Cibrîl'den,
Mîkâil izin alıp, arz etti
şöyle hemen:
Cebrâil, gelmek için
huzûrunuza sizin,
Allahü teâlâdan istedi
çokça izin.
Melekler, kendisine suâl
eylediler ki:
(Çok izin istemenin sebebi
nedir peki?)
Dedi ki: (Ben âşıkım Ona
cân-ü gönülden.
Ve hiç duramıyorum
kendisini görmeden.)
Yine Resûl-i ekrem, dünyâ
ve âhirette,
Herkes için, rahmet ve
berekettir elbette.
Rahmetinden, herkesin olur
istifâdesi.
Hattâ kâfirlere de ulaşır
fâidesi.
Şöyle ki, azâbları verilmez
dünyâda pek.
Yâni tehir edilir, âhiret
gününe dek.
Bir gün de, bir a'râbî
gelip Efendimize,
Dedi: (Yâ Resûlallah, bir
suâlim var size.
Öteki ümmetlere nisbeten bu
ümmetin,
Üstünlüğü nasıldır,
lütfedip îzâh edin.)
Buyurdular ki: (Benim,
diğer Peygamberlerden,
Üstünlüğüm nasılsa,
öyledir bu da aynen.)
|