|
33 - FAZÎLET ve
ÜSTÜNLÜKLERİ
CEHENNEMDEKİ
MÜ'MİNLER -1
Mîzânda günâhları ağır
gelen mü'minler,
Topluca “Cehennem”e
doğru sevkedilirler.
Ateşe yaklaşınca korkup
çekinirler pek.
Ve haykırmak isterler (Yâ
Muhammed!) diyerek.
Lâkin “Mâlik”i
görüp, onun azametinden,
Peygamberin ismini
unuturlar âniden.
Sorar Mâlik onlara: (Siz
hangi kavimsiniz?)
Derler ki: (Üstlerine
Kur'ân inen kavimiz.)
O der ki:
(Muhammed'e inmiş idi o Kur'ân.)
Peygamberin ismini duyunca
onlar ondan,
Hep birden haykırırlar ve
derler ki: (İşte biz,
Muhammed ümmetinden
günâhkar kimseleriz.)
Ve Mâlik'e derler ki:
(Biraz izin ver bize.
Oturup ağlıyalım şu fecî
hâlimize.)
Mâlik izin verince ağlarlar
ki o kadar,
Sonunda gözlerinden “Yaş”
yerine “Kan” akar.
Mâlik der ki: (Ne güzel
sizin bu ağlamanız.
Ama keşke dünyâda böyle
ağlasaydınız.
O ağlama, ateşten korurdu
belki sizi.
Lâkin bu ağlamanın şimdi
yok fâidesi.)
Sonra bir zebânîye verir ki
bir tâlîmât,
(Sen bu müslümânların
hepsini ateşe at!)
Ve lâkin Cehenneme düşerken
o mü'minler,
"Lâ ilâhe illallah!"
diye feryât ederler.
Kelime-i tevhîdin sesi ile
o ara,
Ateş, o mü'minlerden kaçar
çok uzaklara.
Mâlik bunu görünce, emir
verir ki: (Yâ Nâr!
Tut bu mü'minleri ki, çok
günâhkârdır bunlar.)
Ateş der ki: (Ey Mâlik,
ben tutacağım, fakat,
Lâ ilâhe illallah
diyorlar bu cemâat.)
Bir daha emir verir "Onları
tutsun" diye.
Lâkin ateş, onlardan kaçar
yine geriye.
Mâlik der ki: (Ey ateş,
tut ki o kimseleri,
Zîrâ Hak teâlânın
böyledir bize emri.)
O zaman mü'minleri “Ateş”
gelir yakalar.
Günâhlarına göre, az veyâ
fazla yakar.
Mâlik der: (Yüzlerini yakma
ki şimdi hele,
Zîrâ secde ettiler Allah'a
o yüzlerle.
Yine kalplerini de yakma ki
hiç onların,
Zîrâ o gönüllerde nûru
parlar îmânın.)
Hak teâlâ, Cibrîl'e buyurur
ki: (Git hemen!
Ümmet-i Muhammedin sor
hâlini Mâlik'ten).
Mâlik der: (Pek fenâdır,
dayanılmaz buna hiç.
Yandı her tarafları yüz ve
kalpleri hariç.
Bu yerlerde, îmânın nûru
olduğu için,
Buraları yakmaya gücü
yoktur ateşin.)
Cibrîl der ki: (Kaldır
da bir an perdelerini,
Müşâhede edeyim ben dahî
hâllerini.)
|