|
32 - HİLYE-İ SEÂDET
HER
ÂZÂSI MÜKEMMELDİ
“Server-i kâinât”ın
mübârek yüz ve sesi,
Hattâ bütün mübârek âzâ-yı
şerîfesi,
Bilcümle insanların yüz,
âzâ ve sesinden,
Her yönüyle mükemmel ve
güzeldi hepsinden.
Meselâ güzel yüzü,
yuvarlaktı bir miktâr.
“Ay” gibi nûrlanırdı,
sevindiği zamanlar.
Bir şeye sevinip de,
neş’elendiği zaman,
Hemen belli olurdu bu,
mübârek alnından.
Gündüz nasıl görürse o
Server farz-ı misâl,
Gece karanlıkta da, görürdü
aynı minvâl.
Önünde olanları gördüğü
gibi yine,
Ardındakileri de görürdü
aynı böyle.
Gözde görmek halk eden Hak
teâlâ, elbette,
Diğer uzuvda dahî kâdirdir
halk etmeye.
Yana veyâ geriye bakmayı
etse talep,
Bütün bedeni ile dönüp de
bakardı hep.
Mübârek gözlerinde “Kırmızılık”
vardı az.
Karası çok siyahtı, beyazı
da çok beyaz.
“İri” ve “Güzel”
idi mübârek gözleri hem.
Mübârek kirpikleri “Uzun”du
ayriyeten.
“İnce” ve “Yay”
gibiydi, hem mübârek kaşları.
Ve yine kaşlarının açıktı
araları.
Mübârek burnu dahî, çok
güzeldi ve kibâr.
Burnunun orta yeri “Yüksek”
idi bir miktâr.
Mübârek dişleri de “Parlak”
idi ve “Beyaz”.
Mübârek ön dişleri seyrekti
hem de biraz.
Konuşmaya başlayıp, söz
söylediği zaman,
Sanki “Nûr”
çıkıyordu dişleri arasından.
Allahü teâlânın mahlûkları
içinde,
Hiç Ondan tatlı sözlü
görülmedi bir kimse.
Sözleri gâyet kolay
anlaşılabilirdi.
Gönülleri alır ve ruhları
cezbederdi.
İyi anlaşılması için de
Fahr-i âlem,
Bâzı zaman üç kere tekrâr
ediyordu hem.
Cennetin lisânı da “Arapça”
olacaktır.
Orada, Onun gibi hep
konuşulacaktır.
O, “güler yüzlü”
olup, gülmezdi söyler iken.
Mübârek dişleri de
görünürdü gülerken.
Allah'ın Peygamberi, ne
vakit gülse yine,
“Nûr”u ışık verirdi
duvarlar üzerine.
Peygamber-i zîşânın
ağlaması da, gâyet,
Yine gülmesi gibi hafif idi
nihâyet.
Yâni kahkaha ile hiç
gülmediği gibi,
Yine yüksek sesle de
ağlamazdı tabii.
Lâkin ağladığında,
gözlerinden yaş akar,
Hattâ göğsünün sesi
duyulurdu âşikâr.
Allah korkusundan ve
Kur'ânı duyduğunda,
Ağlıyordu bâzan da, namâza
durduğunda.
|