|
31 -
VEFÂTI
MELEKLER
DE AĞLIYOR
Resûlullah, alırken en son
nefeslerini,
Ve verirken eshâba son
nasîhatlerini,
Fâtıma hazretleri, kenarda
ağlıyordu.
Gözlerinden sel gibi yaşlar
akıtıyordu.
O Server, çok üzülüp Onun
ağladığına,
Çağırdı kendisini ve
oturttu yanına.
Buyurdu ki: (Ey kızım,
ağlama, beni dinle.
Gökte, melekler bile
ağlıyorlar seninle.)
Fâtıma hazretleri dinledi
babasını.
Ağlamayı bırakıp, sildi
gözü yaşını.
Sonra buyurdular ki.
(Bunlar son üzüntüler.
Bundan sonra babana,
olmaz başka bir keder.
Zîrâ kurtulmaktadır bu
mihnet diyârından.)
Ve hazreti Alî’ye buyurdu
ki o zaman:
(Yâ Alî, zimmetimde bil ki
filân kimsenin,
Şu kadar malı vardır, sen
onu ödiyesin.
Kevser havzı başında,
benimle ilk olarak,
Görüşecek kişi de, sen
olursun muhakkak.
Sana, çok sıkıntılar
gelecek benden sonra.
Lâkin sabretmelisin sen o
sıkıntılara.
İnsanlar, bu dünyâya
meylettiğinde yârın.
Âhireti tercîh et, sen
aksine onların.)
“Üsâme” hazretleri
giriverdi o vakit.
Ona buyurdular ki:
(Haydi sen savaşa git.)
Vefât etme zamanı
yaklaşmıştı iyice.
En son nefeslerini
veriyordu böylece.
O gün, Resûlullaha geldi
Cibrîl-i emîn.
Dedi: (Selâm ediyor sana
Rabbil âlemîn.
Buyurur ki: “Habîbim
istiyor ise şu an,
Derhâl şifâ vereyim,
kurtulsun hastalıktan.
Dilerse, ileteyim âhiret
âlemine.
Muntazırdır melekler, şimdi
Onun emrine”.)
Buyurdu: (Ey Cebrâil,
kendisine bıraktım.
O nasıl diler ise, odur
benim murâdım.)
Sonra, işâret ile emredip
hâzirûna,
“Hazreti Fâtıma”yı çağırdı
huzûruna.
Sînesine çekerek, bir
şeyler dedi önce.
“Ağlamaya” başladı o
bunu öğrenince.
Az sonra, bir şey daha
söyleyince o Server,
Ağlamayı bırakıp, “gülüverdi”
bu sefer.
Âişe vâlidemiz, görüp Onun
hâlini,
Merak edip, hemence sordu
şu suâlini:
(Yâ Fâtıma, şaşırdım,
taaccüp eyledim pek.
Olur mu bir arada hem
ağlamak, hem gülmek?)
Dedi ki: (Önce babam, vefât
edeceğini,
Söyleyince, üzülüp ağlama
tuttu beni.
Sonra da buyurdu ki,
“Ağlama yâ Fâtıma!
Ehl-i beytten ilk önce, sen
gelirsin yanıma.”
Bu müjdeli haberi duyunca
kendisinden,
Ağlamayı bırakıp,
gülüverdim sevinçten.)
|