|
31 -
VEFÂTI
YÂ
RESÛLALLAH, SALÂT !
Resûl’ün vefâtına “Üç
gün” kalmıştı artık.
O günlerde, daha da
ağırlaştı hastalık.
Öyle ki, çıkamadı mescide
odasından.
Namâz kıldıramadı eshâbına
o zaman.
İlk gelmediği vakit, “Yatsı
namâzı” idi.
Ve Bilâl-i Habeşî, yine
eskisi gibi,
Resûl’ün kapısına gelerek
yine bizzât,
Şöyle nidâ etti ki: (Yâ
Resûlallah, salât!)
Peygamber Efendimiz
duyduysa da Bilâl’i,
Lâkin çıkıp gitmeye hiç yok
idi mecâli.
Rivâyet edilir ki “hazreti
Âişe”den:
O vakit hastalığı ağır idi
gerçekten.
Bana buyurdular ki:
(Söyleyin Ebû Bekr’e.
Eshâbıma namâzı, o
kıldırsın bu kere.)
Dedim ki: (Anam babam,
canım sana fedâdır.
Babamın şu aralar, çok
üzüntüsü vardır.
O, seni makâmında görmezse
varıp şâyet,
Ağlamaktan, kırâat edemez
hiçbir âyet.
Emir buyursanız da Ömer
ibnil Hattâb’a,
İmâm olup, namâzı o
kıldırsa eshâba.)
Tekrâr buyurdular ki Resûl
aleyhisselâm:
(Ebû Bekre söyleyin,
eshâba olsun imâm.)
Bu durum üzerine “hazreti
Ebû Bekr”e,
Resûl’ün bu emrini
ilettiler bu kere.
Bu haberi alınca hazreti
Ebû Bekir,
Dedi: (Resûl’ün emri,
baş göz üzerinedir.)
Bir heyecân içinde
geçiverdi mihrâba.
Baktı ki yerinde yok o
Resûl-i müctebâ.
Kalbinden vurulmuşa döndü
üzüntüsünden.
Aklı gidecek gibi oldu hem
bu hüzünden.
Ağlayıp, gözlerinden
başladı yaş akmaya.
Onu görüp, eshâb da başladı
ağlamaya.
Bunu Resûl de görüp, oldu
çok müteessir.
Sordu: (Bu ağlamalar,
feryâtlar acep nedir?)
Bu hâle çok üzülüp, yardım
ile kalktılar.
Güçlükle eshâbının arasına
vardılar.
Şöyle buyurdular ki
eshâbına nihâyet:
(Allahü teâlâya ettim
sizi emânet.
Takvâ üzere olup, korkun
Hak teâlâdan.
Artık ayrılıyorum
yakında bu dünyâdan.)
Hazreti Ebû Bekir, geçerek
imâmete,
Onyedi vakit namâz kıldırdı
cemâate.
Bir gün Resûl-i ekrem,
vücûdunda hafiflik,
Hissedip, yardım ile
mescide gelmişti ilk.
Hazreti Ebû Bekir, görünce
Peygamberi,
Sevinip, istedi ki çekilsin
kendi geri.
Lâkin Peygamberimiz, işâret
ile ona,
(Yerinde dur!)
diyerek, teşrîf etti yanına.
Hazreti Ebû Bekr’in sol
yanında durarak,
Kıldırdı o namâzı eshâba
son olarak.
|