|
31 -
VEFÂTI
AĞLAMA
YÂ EBÂ BEKR!
“Ümmü Bişr”, o
Server'i ettiğinde ziyâret,
Gördü, Resûlullahın ateşi
yüksek gâyet.
Dedi: (Yâ Resûlallah,
fedâdır sana canım.
Böyle yüksek ateşe, ben
aslâ rastlamadım.)
Buyurdu: (Ey Ümmü Bişr,
çok olması ateşin,
Çok olması içindir, bana
sevap ve ecrin.
Bir yıl önce, Hayber’de
yemiştim zehirli et.
Ondan geldi husûle
bendeki bu harâret.
O zehrin acısını, ben
her zaman duyardım.
Sanki koparılıyor şimdi
aort damarım.)
Resûl'ün hastalığı,
şiddetleniyordu hep.
Çok üzülüyorlardı mü’minler
bundan sebep.
Acele toplanarak, “Aliyyül
Mürtezâ”yı,
Sormaya gönderdiler Resûl-i
müctebâyı.
O Server, işâretle ona
şöyle sordular:
(Yâ Alî, benim için
eshâbım ne diyorlar?)
Dedi ki: (Resûlullah
giderse aramızdan,
Diye üzülüyorlar, râhatları
yok şu an.)
Hakîkaten Resûl'ün ateşi,
günden güne,
Artınca, bir üzüntü
çökmüştü üstlerine.
Şaşkın bir vaziyette
mescide geldi hepsi.
Haber aldı bunu da Allahın
Sevgilisi.
Zorlukla teşrîf edip
şerefli mescidine,
Şöyle hitâb eyledi sahâbe-i
güzîne:
(Ey eshâbım, duydum ki bu
günlerde hepiniz,
"Ölümüm"ü düşünüp,
kederlenirmişsiniz.
Kavmiyle sonsuz kalan var
mı ki bir Peygamber,
Ben de sonsuz kalayım sizin
ile berâber.
Yalnız Hak teâlâdır, âlemde
bâkî olan.
Her fânî, elbette ki
ölecektir bir zaman.
Ben de, her fânî gibi
öleceğim elbette.
Sonsuz kavuşacağım Rabbime
âhirette.
Ey Ensâr, şunu size edeyim
ki vasiyyet,
Sizler Muhâcirîne edin
tâzim ve hürmet.)
Sonra da seslendi ki
Muhâcir olanlara:
(İyilik, ihsân edin
sizler dahî Ensâr’a.
Onlar, size vaktiyle çok
iyilik yaptılar.
Kendi hânelerinde sizi
barındırdılar.
Her kim hâkim olursa,
içinizden Ensâr’a,
Kusûrunu affedip, ihsân
etsin onlara.)
Sonra da buyurdu ki: (Bir
kulu, cenâbı Hak,
Dünyâda kalmak ile,
kendisine kavuşmak,
Arasında, tercîhi bıraktı
kendisine.
"Rabbine kavuşma"yı
istedi o kul yine.)
Hazreti Ebû Bekir, Resûl’ün
bu sözünden,
Vefât edeceğini yakînen
sezdi hemen.
(Yâ Resûlallah, sana
canımız olsun fedâ!)
Deyip, üzüntüsünden başladı
ağlamaya.
O Server de üzülüp, dedi:
(Yâ Ebâ Bekir!
Ağlama, zîrâ buna
sabretmek lâzım gelir.)
|