|
27 - MEKKE'NİN FETHİ
HAK
GELİNCE, BÂTIL GİDER
Peygamber Efendimiz,
Beytullahın önünde,
Güler yüz ve vakarla
duruyordu o günde.
Müşrikler de, mescid-i
harâmda hepsi o gün,
Toplanmış, bekleşirdi
huzûrunda Resûl’ün.
Bir endîşe içinde
bekliyorlar idi hep.
Ki, onların hakkında nasıl
hüküm verecek?
Zîrâ bu zâlim kavim, onlara
bir zamanlar,
Yapmışlardı çok ağır
işkence ve cefâlar.
Bütün bunlara rağmen,
ümitlilerdi yine.
Af olunacakları gelirdi
kalplerine.
O Server, karşısında
bekleşen insanlara,
Bir müddet, merhametle
nazar edip ve sonra,
Buyurdu ki: (Ey Kureyş
cemâati, şimdi siz,
Hakkınızda ne hüküm
vereceğim dersiniz?)
Dediler: (Yalnız hayır
bekliyoruz biz senden.
Zîrâ kerîm kardeşsin,
affedersin elbet sen.)
Onlara buyurdu ki o zaman
Fahr-i cihân:
(Hakkınızda kararım
şudur ki benim şu an,
Ne ki kardeşlerine
dediyse Yûsüf Nebî,
Ben de, bugün sizlere
söylerim Onun gibi.
Bugün, kusûrlarınız
vurulmaz yüzünüze.
Ve benim tarafımdan
kınamak olmaz size.
Sizin günâhınızı, af
buyursun Rabbimiz.
Gidiniz, bundan sonra
siz hür ve serbestsiniz.)
Peygamber-i zîşân’ın bu
büyük merhameti,
“Sevgi”ye çevirmişti
onlardaki “Nefret”i.
Duyunca bu sözleri Allahın
Habîbinden,
O kaskatı kalpleri,
yumuşamıştı birden.
Sonra Peygamberimiz, oradan
ayrıldılar.
Ve “Safâ tepesi”nin
üzerine vardılar.
Müşrikler de, önünde
toplandılar nihâyet.
Ve onları, orada, islâma
etti dâvet.
Onun bu dâvetini, hepsi
kabûl ettiler.
Büyük küçük, yaşlı genç,
hep îmâna geldiler.
Yâni Resûlullaha bîat edip
topyekün,
Müslümân olmak ile
şereflendiler o gün.
Resûlullah, onların, önce
erkeklerinden,
Sonra, kadınlarından söz
aldı şöyle hemen:
(Allahü teâlâya şirk
koşmıyacaksınız.
Ve Onun Resûlüne, tâbi
olacaksınız.
Her kadın, iffetini
koruyacak muhakkak.
Kız çocuklarını da,
öldürmek artık yasak.)
Hattâ Ebû Süfyân’ın hanımı
“Hind” de o gün,
Hazır bulunuyordu
meclisinde Resûl'ün.
Hepsi îmân edince, evlerine
gittiler.
Evlerdeki putları, param
parça ettiler.
Çevre kavimlere de,
birlikler gönderildi.
Oradaki putlar da, hep
yerle bir edildi.
İslâmın gelmesiyle putlar
kalktı ortadan.
Nitekim “Hak gelince,
bâtıl gider oradan.”
|