|
26 - MÛTE GAZÂSI
RUMLAR
KAÇIYOR
“Abdullah bin Revâha” vaktâ
ki oldu şehîd,
Teslim aldı sancağı hemen “Hâlid
bin Velîd”.
Bu yeni kumandanın
peşinden, mücâhidler,
Yeniden güç kazanıp,
saldırıya geçtiler.
Büyük bir cesâret ve
mahâretle o vakit,
Çarpışma yapıyordu o gün
hazreti Hâlid,
Bir aralık “Kutbe bin
Katâde” hazretleri,
Tekbîr sedâlarıyle hücûm
edip ileri,
Havaya kaldırarak kılıcını
âniden,
Düşman kumandanının boynuna
çaldı birden.
Başı düşüp, top gibi
yuvarlandı yerlerde.
Bu fecî manzarayı gördü Rum
erleri de.
Kumandanları ölen
düşmanların morali,
Bozulmuş ve ortalık
karışmıştı bir hayli.
Zâten akşam olmuş ve
bitmişti o gün savaş.
Herkes karargâhına dönmüştü
yavaş yavaş.
Savaşa, ertesi günü devâm
edilecekti.
“Hâlid”, harp
tekniğinde pek mâhir kimse idi.
Sabah, başka taktikle çıkıp
karşılarına,
Döndürmek istiyordu
düşmanları şaşkına.
O gece, askerine verip
hemen emrini,
“Ön” ve “arka”
safların değiştirdi yerini.
Sağ'da çarpışanları,
geçirdi sol tarafa.
Soldakileri ise, sağ'a aldı
bu defâ.
“Tekbîr” sedâlarıyla
o sabah mücâhidler,
Düşmanın üzerine saldırıya
geçtiler.
Lâkin rum askerleri,
şaşkına dönmüşlerdi.
Zîrâ bu kimseleri ilk defâ
görmüşlerdi.
Bu durum karşısında dediler
ki: (Herhâlde,
Takviye kuvvetleri
aldılar fevkalâde.)
Bu şekilde düşünüp, paniğe
kapıldılar.
Moralleri bozulup, geri
adım attılar.
Şânlı sahâbîler de, bunu
fırsat bilerek,
Çullandılar rumlara
tekbîrler getirerek.
Ekin biçer misâli o rum
kâfirlerini,
Kılıçtan geçirdiler,
binlerce erlerini.
“Hâlid ibni Velîd”in,
o gün Mûte cenginde,
Hilâfsız "Dokuz kılıç"
kırılmıştı elinde.
Bozguna uğramıştı nihâyet
rum erleri.
Mü’minlerin önünden
kaçıyorlardı geri.
“Üçbin” mücâhid
gâzi, “Yüzbin” düşmanı, o gün,
Hezîmete uğrattı, duâsıyle
Resûl’ün.
Allahın yardımıyle, bu
harpte mücâhidler,
Onbinlerce düşmanı kılıçtan
geçirdiler.
Yalnız “Onbeş”
şehîdle, bu harp bitirilmişti.
Ve böylece Bizans’a, haddi
bildirilmişti.
İslâm mücâhidleri, cenk
ederken bu yerde,
Mescidde otururdu aynı gün
o Server de.
Eshâb da karşısında
oturuyordu o gün.
Üzüntülü olduğu belli idi
Resûl’ün.
Hiçbir şey konuşmuyor,
sükût ediyordu hep.
Sahâbe-i kirâm da üzgündü
bundan sebep.
Fakat edeblerinden, bu hâle
sebep olan,
Şeyi, Resûlullaha
soramazlardı o an.
|