ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI - 2

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

26 - MÛTE GAZÂSI

HZ. ZEYD’İN ŞEHÂDETİ

 

Derhâl “Zeyd bin Hârise”, verdi bir “Hücûm!” emri,

Mücâhidler ok gibi fırladılar ileri.

 

Üçbin” mücâhid vardı, “Yüzbin” kâfire karşı,

Başlamıştı tarihin en ibretli savaşı.

 

Otuz rum” düşüyordu o gün her mücâhide.

Buna rağmen kâfirler azalırdı git gide.

 

Kılıçlar, şimşek gibi kalkıyor, iniyordu.

Her vuruşta, birkaç rum yere devriliyordu.

 

Mücâhidler, düşmanın ortasına daldılar.

Ve düşman saflarını, birbirine kattılar.

 

At kişnemeleriyle kılıç şakırtıları,

Tekbîr” sedâlarıyla, “Âh yandım!” nidâları,

 

“Mûte”de, âsumâna yükseliyordu o an.

Ve kan gölü hâline geliyordu o meydan.

 

Her kılıç sallayışta, birkaç baş düşüyordu.

Müslümânlar, rumları ot gibi biçiyordu.

 

Zeyd bin Hârise” dahî, ordunun en önünde,

Düşmana, arslan gibi saldırırdı o günde.

 

Bir ara, düşmanların attığı birkaç mızrak,

Mübârek vücûduna saplandılar uçarak.

 

Sonra birkaç mızrak da, giriverdi sırtından.

Delik deşik olmuştu vücûdu Zeyd’in o an.

 

Böylece yere düşüp, hiç etmedi hareket.

Şehîdlik” rütbesine kavuştu en nihâyet.

 

Lâkin islâm sancağı, henüz yere düşmeden,

Câfer bin Ebî Tâlip” yetişip tuttu hemen.

 

Onun yerine geçip, sancağı kaldırarak,

Salladı kılıcını düşmana haykırarak.

 

Bir elinde sancakla, daldı küffâr içine.

Gönderdi birçoğunu, Cehennem ateşine.

 

Bir yandan arslan gibi, serî cenk ediyordu.

Bir yandan da eshâba cesâret veriyordu.

 

Âdetâ şimşek gibi kılıç sallıyordu hem.

Kendinden geçmiş hâlde, savaşırdı muhteşem.

 

Safları yara yara, içerlere dalmıştı.

Rumların ortasında, tek başına kalmıştı.

 

Bu gidişin, dönüşü olmadığını dahî,

Çok iyi biliyordu kendi de bizâtihî.

 

Kükremiş arslan gibi saldırırdı küffâra.

Kâfirler, bir kolunu kopardılar bir ara.

 

Hemen öbür koluyla, sancağı kaldırarak,

Dalgalandırdı yine, havalarda tutarak.

 

Kâfirler koparınca sonra öbür kolunu,

İki pazusu ile, kaldırdı yine onu.

 

Kesik kolları ile bastırarak göğsüne,

İslâmın sancağını düşürmedi o yine.

 

Fakat peş peşe inen kılıç darbelerinden,

Şehâdet rütbesi”ne kavuştu çok geçmeden.

 

Sıcak kumlar üstüne serilirken cesedi,

Temiz rûhu, Cennete uçuverdi ebedî.

 

İslâmın sancağını, düşmeden mücâhidler,

Tutarak, “Abdullah bin Revâha”ya verdiler.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan