|
25 - UMRETÜL KAZÂ SEFERİ
ÇEKİLİN
EY MÜŞRİKLER!
Peygamber Efendimiz,
Sevgili eshâbiyle,
Şehre giriyorlardı, tekbîr
sedâlarıyle.
Kâbeyi ziyâret ve tavâf
yapacaklardı.
Müşriklerde "hayrânlık"
uyandıracaklardı.
Nitekim onlar bakıp,
sahâbe-i kirâma,
Kalplerinde bir meyil
hissettiler "İslâm"a.
Sonunda Resûlullah onlara
gâlip geldi.
Ve o gün, kalplerinden
onları fetheyledi.
“Dârünnedve” denilen
bir mahalde, müşrikler,
Çoluk çocuklarıyla yollara
dizilmişler,
Sevgili Peygamberle, yüksek
sahâbîleri,
Seyredip, hayrânlıkla
doluyordu kalpleri.
Kusvâ’nın yularını, şâir-i
Nebî olan,
“Abdullah bin Revâha”
tutuyordu ki o an,
Ağır adımlar ile ve vakarlı
olarak,
Yürürdü, şu şekilde
beyitler okuyarak:
(Ey kâfirler, çekilin
Peygamberin yolundan!
Ki, Allahü teâlâ gönderdi
Ona Kur’ân.
Vardır Onun dîninde hep
iyilik ve hayır.
Ona inananlara ebedî Cennet
vardır.
O, gerçek Peygamberdir,
kabûl ettik gönülden.
Biz bu yola baş koyduk, hiç
korkmayız ölümden.
Ey müşrikler, Kur’ânı inkâr
ettiğinizde,
Nasıl patladı ise, darbeler
beyninizde,
Onun mânâsına da,
inanmazsanız eğer,
İner aynı şekilde, başınıza
darbeler.)
Hazreti Ömer Fârûk bunları
işitince,
Îkâz etmek istedi,
Abdullahı şöylece:
(Sen Resûl'ün önünde,
Kâbeye giriyorsun.
Nasıl böyle şiirler
söyliyebiliyorsun?)
Lâkin Peygamberimiz,
buyurdular ki ona:
(Yâ Ömer, mâni olma onun
okuduğuna.
Yemînle söylerim ki,
müşriklere, bu sözler,
Oktan daha çabuk ve daha
çok tesîr eder.)
Sonra da “Abdullah bin
Revâha”ya hitâben,
Buyurdu: (Ey Abdullah,
devâm et yine aynen.)
Ona izin verince Resûl
aleyhisselâm,
Hazreti Abdullah da şöylece
etti devâm:
(Allahü teâlâdan başka
yoktur bir ilâh.
Yoktur aslâ şeriki, lâ
ilâhe illallah.
O’dur müslümânların
askerine güç veren.
Ve O’dur kâfirleri
dağıtıp mağlûb eden.)
Velhâsıl Resûlullah
Beytullaha girdiler.
Ve sağ omuzlarını, biraz
açıverdiler.
Teninin güzelliği, gözleri
alıyordu.
Sevgili eshâbına dönüp
şöyle buyurdu:
(Kendinizi küffâra gâyet
güçlü ve zinde,
Gösterin ki, Rabbimiz
affeylesin sizi de.)
Bu emir üzerine, bilcümle
sahâbîler,
Hepsi, sağ omuzunu derhâl
açıverdiler.
Heybetli bir şekilde, hızlı
hızlı bu defâ,
Kâbenin etrâfında
başladılar tavâfa.
“Hacer-ül esved”
ile, hem “Rükn-ü yemânî”nin,
Arasını, yavaşça yürüdüler
velâkin.
|