|
25 - UMRETÜL KAZÂ SEFERİ
LEBBEYK,
ALLAHÜMME LEBBEYK!
Peygamber Efendimiz, “İkibin”
sahâbîyle,
Mekkeye yaklaştılar hem de
silâhlarıyle.
Burası “Batn-ı ye’cec”
dedikleri bir yerdi.
Sahâbîler, buradan Mekkeyi
görürlerdi.
Silâhların hepsini
bırakarak bu yere,
Nöbetçiler koydular, hem
beklemek üzere.
Resûl’ün, silâhlarla
Mekkeye gelişini,
Gören Kureyşlilerin, korku
sardı içini.
Peygamberimiz ile, bunu
görüşmek için,
Kureyşin bir heyeti Resûl’e
geldi ilkin.
Dedi ki: (Yâ Muhammed,
geçen sene bu yerde,
Bir andlaşma yapmıştık,
mâlûm Hudeybiye'de.
Bizler onun hükmüne sâdık
kaldık harfiyyen.
Muhâlif harekette
bulunmadık kat’iyyen.
Yâni bir ihânette
bulunmadık size biz.
Buna rağmen siz niçin
silâhlarla geldiniz?
Halbuki Hudeybiye
andlaşmasına göre,
Hiç silâhsız gelmeniz lâzım
idi bu yere.)
O Server buyurdu ki:
(Çocukluğumdan beri,
Hep sözümde durmakla
tanırsınız siz beni.
O sözümüzde dahî
duruyoruz yine biz.
Harem’e, silâhlarla
elbette ki girmeyiz.
Silâhları, burada
bırakıyoruz bakın.
Ama istiyorum ki,
dursunlar bana yakın.)
Onlar, Resûlullahtan
bunları işitince,
O korkudan kalpleri
râhatladı iyice.
Dediler: (Biz sâdece,
doğruluk gördük senden.
Ve sana yakışan da, ahde
vefâdır zâten.)
Heyet geri gelerek, bunu
haber verince,
Kureyş müşrikleri de
sevindiler bir nice.
Resûlullah ve eshâb, Kâbeye
gelecekti.
Tavâf yapıp, develer kurbân
edeceklerdi.
Sahâbe-i kirâmın ve
Peygamberimizin,
Bu mes’ûd anlarına şâhid
olmamak için,
O Mekke müşrikleri, kin ve
haset ederek,
Hep dağlara çıktılar,
Mekkeyi terkederek.
Peygamber Efendimiz,
kurbânlık develeri,
Önden, bir sahâbîyle
sürüverdi ileri.
Daha sonra kendisi ve şânlı
sahâbîler,
Mekke şehrine doğru,
birlikte yürüdüler.
Cümle eshâb-ı kirâm,
sevinçten coşmuşlardı.
Peygamberi zîşânı ortaya
almışlardı.
Resûlullah, “Kusvâ” nâm
devesinin üstünde,
Nûr saçan “Güneş”
gibi geliyordu o günde.
Eshâb da geliyordu, toplu “Yıldızlar”
gibi.
O gün, ne ihtişâmlı
manzaraydı yâ rabbî!
Hepsi “Lebbeyk!”
diyerek, telbiye yapıyordu.
Tekbîr sedâlarıyle yer ve
gök inliyordu.
O gün, her sahâbînin
“Tekbîr” vardı dilinde.
Bir de “Allah sevgisi”
vardı gönüllerinde.
Adım adım Kâbeye yakın
geliniyordu.
Yaklaştıkça, heyecân bir
misli artıyordu.
Bir ağızdan söylenen “Telbiye”
sesleriyle,
Mekke seviniyordu eshâbın
gelmesiyle.
|