|
25 - UMRETÜL KAZÂ SEFERİ
UMRE
İÇİN ÇIKTILAR
Bir sene geçmişti ki, "Hudeybiye
sulhü"nden,
Ve kurbân bayramına, bir ay
zaman var iken,
Peygamber Efendimiz,
emretti eshâbına:
Ki, hemen başlasınlar “Umre”
hazırlığına.
Lüzûmlu hazırlığı yapıp
tamâmladılar.
Yanlarına, kurbânlık "Yetmiş
deve" aldılar.
“Muhammed bin Mesleme”
hazretlerinin dahî,
Emrine, sahâbeden verildi "Yüz
süvârî".
Onlar da, yanlarına, ok
kılıç, zırh ve mızrak,
Ve daha bunlar gibi harpte
kullanılacak,
Silâhları alarak, önden
yola çıktılar.
Zîrâ bu müşriklere
güvenilmezdi zinhâr.
Eshâbdan bâzıları, dedi:
(Yâ Resûlallah!
Hani almıyacaktık yanımıza
hiç silâh?
Sırf kınına sokulmuş
kılıçla gidecektik.
Zîrâ Hudeybiyede böyle
sözleşmiş idik.)
Cevâben buyurdu ki o
Server-i kâinât:
(Biz bunları, Harem’e
sokmıyacağız fakat.
Bize bir saldırıda
bulunurlarsa onlar,
Elimizin altında
bulunsun bu silâhlar.)
Velhâsıl Resûlullah,
Medînede hem yine,
“Ebû Zer Gıfârî”yi, vekîl
koydu yerine.
“İki bin” sahâbîyle,
o şerefli Peygamber,
O gün yola çıktılar,
Mekkeye hep berâber.
Eshâbı, bir heyecân
kaplamış idi gâyet.
Zîrâ edeceklerdi yurtlarını
ziyâret.
Resûlullah uğrunda bırakıp
geldikleri,
İslâmı yaymak için, hemen
terkettikleri,
Ev ve ocaklarını
göreceklerdi zîrâ.
Bu, sevinç ve heyecân
vermiş idi onlara.
Yıllardır gözlerinden yaş
değil, kan akıtan,
Ve onlara, her türlü ezâ ve
cefâ yapan,
Kâfirlere, gösterip "İslâmın
şerefi"ni,
Hayrân kılacaklardı, Kureyş
müşriklerini.
Belki de bunu gören
müşrikler, bu sebeple,
Şerefleneceklerdi hep îmâna
gelmekle.
Velhâsıl sahâbeden Medînede
kalanlar,
Resûl’ü, tekbîrlerle o gün
uğurladılar.
“Zülhuleyfe” denilen
mevkîye gelince tam,
Durdu ve ihrâm giydi, Resûl
aleyhisselâm.
Şânlı sahâbîler de oldular
Ona tâbi.
Beyazlara büründü, Resûl ve
her sahâbî.
Ve “Telbiye” yaparak
yola devâm ettiler.
Tekbîr sedâlarıyla gökleri
inlettiler.
“Muhammed bin Mesleme”,
teçhîzâtlı olarak,
Mekkeye yaklaşınca, korkuya
kapıldı halk.
Baktılar ki bir birlik,
silâhla gelmişlerdir.
Korku ile yaklaşıp, dediler
ki: (Bu nedir?)
Dedi: (Askerleridir
bunlar Resûlullahın.
Allah izin verirse,
onlar da gelir yârın.)
Dönüp, Mekkelilere bunu
haber verdiler.
Onlar da bunu duyup, “Savaş
var” zannettiler.
İşin hakîkatini öğrenmek
maksadiyle,
Bir heyet tertîb edip,
gönderdiler Resûl’e.
|