|
24 - HAYBERİN FETHİ
HAYDİ
YÜRÜ YÂ ALÎ!
Resûl teşvîk edince
eshâbını cidâle,
Hepsi arslan kesilip,
başladılar kıtâle.
Ve bir anda saldırıp,
atıldılar ileri.
Göklerde yankılandı “Allah
Allah!” sesleri.
Lâkin Hayber kalesi, sarp
ve muhkem idi pek.
Kolay olmıyacaktı, o kaleyi
fethetmek.
Üzülmeye başladı bu yüzden
sahâbîler.
Gelip, Resûlullaha bu hâli
arz ettiler.
Şöyle duâ etti ki Allahın
Sevgilisi:
(Yâ ilâhî yardım et,
düşsün Hayber kalesi.)
Muhâcir ve ensârdan gurup
gurup mü’minler,
Hücûm ettilerse de, düşmedi
yine Hayber.
“Hazreti Ömer” dahî, verdi
bir “Hücûm!” emri.
Lâkin fetih müyesser
olmayıp, döndü geri.
Sonra “Sıddîk-ı ekber”
sancağı aldı ele.
Çok gayret ettiyse de,
düşmedi yine kale.
O Server buyurdu ki:
(Yârın ben bu sancağı,
Birine veririm ki,
fetheder bu kal’ayı.)
Allahın Resûlünün bu sözü
üzerine,
Bir merak ve heyecân düştü
eshâb içine.
Derlerdi ki: (Acabâ
sancağı kim alacak?
Ve acabâ bu şeref, kime
nasîb olacak?)
O gece, hep bunları düşündü
mücâhidler.
Bunu merak ederek, sabahı
zor ettiler.
Zîrâ o arslanların
istiyordu ki hepsi,
Râzı olsun kendinden,
Allahın Sevgilisi.
Ömürleri boyunca, hep bunu
istediler.
Uğrunda, seve seve can fedâ
eylediler.
O sabah Resûlullah dışarı
teşrîf edip,
Buyurdu ki: (Nerdedir
Alî bin Ebî Tâlip?)
Dediler ki: (Alî’nin şu an
gözü ağrıyor.
Ağrıdan, ayağının ucunu
göremiyor.)
Buyurdular ki: (Olsun,
getirin onu bana!)
Yardımla getirdiler
Resûl'ün huzûruna.
Şifâ bulması için, duâ etti
o Server:
(Yâ ilâhî, Alînin
gözlerine şifâ ver.)
Ve mübârek elini sürünce
gözlerine,
Kurtuldu hastalıktan,
Resûl’ün hürmetine.
Öyle ki, o ağrıdan kalmadı
hiçbir eser.
Zîrâ duâ etmişti kendisine
o Server.
Ve duâ eyledi ki: (Yâ
ilâhel âlemîn!
Cümle sıkıntılardan
Alî’yi eyle emîn.)
Sonra kendi eliyle, Ona
zırh giydirerek,
Kendi kılıcını da bizzât
Ona vererek,
İslâmın beyaz renkli
sancağını, eline,
Verip buyurdular ki:
(Git düşman üzerine!)
Peşinden kendisine buyurdu
ki hem dahî:
(Hayber’i fethetmeden
geri dönme yâ Alî!
Ulaşıncaya kadar, zaferi
sana Hakk’ın,
Çarpış yehûdîlerle,
arkana bakma sakın.)
Hazreti Alî dahî, dedi: (Yâ
Resûlallah!
Anam babam ve canım fedâdır
sana Vallah.
Onlar dahî islâma girinceye
kadar ben,
Gidip çarpışacağım, hiç
arkama dönmeden.)
|