|
22 - HUDEYBİYE
SULHNÂMESİ
ONU DA DİNLEMEDİLER
"Urve" devâm
ederek, dedi: (Ey
Kureyşliler!
Ne zannediyorsunuz
müslümânları sizler?
Ne kadar elinizi, siz
kılıca atsanız,
Ve ne kadar, ne türlü
çâreye başvursanız,
Muhammed'in kılını, size
teslim etmezler.
El sürmenize bile, aslâ
izin vermezler.
Böyleyken, O andlaşma
teklîf ediyor bize.
Bunu kabûl eylemek bizim
fâidemize.)
Dinledi Kureyşliler
"Urve"nin sözlerini.
Dediler: (Dinlemeyiz
biz senin bu re'yini.
Biz ittifak ettik ki,
şimdi geri gideler.
Ertesi sene gelip,
ziyâret eyliyeler.)
Hattâ kaba davranıp "Urve"ye
bu sebepten,
Böylece onu kırıp ve
darılttılar hepten.
Allahın Sevgilisi,
Kureyş kâfirlerinin,
Bu husûsta fikrini
öğrenebilmek için.
Gönderdi elçi diye "Hırâş
bin Ümeyye"yi.
Kureyş, kaba davrandı bu
sahâbîye dahî.
Devesini alarak, hemen
kesip yediler.
Hattâ öldürmek için,
üstüne yürüdüler.
O, güç belâ kurtulup,
geriye döndü yine.
Arz etti vaziyeti,
Allahın Habîbine.
Peygamber Efendimiz,
öğrenince bu hâli,
Yapılan hakârete,
üzüldüler bir hayli.
O ara biri çıktı Kureyş
karargâhından.
Onu, "Elçi" olarak
gönderirlerdi o an
"Ehâbiş" kabîlesi reîsi
idi bu zât.
İsmi de "Huleys"
olup, geliyordu o
bizzât.
Resûl onu görünce,
buyurdu ki: (Bu
gelen,
İbâdet ve kurbâna,
saygı, hürmet gösteren,
Bir kabîledendir ki, ey
eshâbım şimdi siz,
Kurbânlık develeri, ona
doğru sürünüz.)
Resûl'ün bu emriyle,
hemence sahâbîler,
Kurbânlık develeri, ona
doğru sürdüler.
Ayrıca bir ağızdan "Lebbeyk!
Lebbeyk!" diyerek,
Gökleri çınlattılar
tekbîrler getirerek.
"Huleys", bu
manzaraya bakarak uzun
uzun,
Gözleri yaşardı ve
üzülüp oldu mahzûn.
Ve kendi kendisine dedi
ki: "Hakîkaten,
Yok başka gâyeleri
Kâbeyi ziyâretten.
Bu işe mâni olmak, ne
kötü harekettir.
Zîrâ tavâf ve kurbân,
güzel bir ibâdettir.
Kâbenin sâhibine yemîn
ederim ki ben,
Kureyş helâk olacak, bu
yanlış hareketten."
Onun düşüncesini bildi
Fahr-i kâinât.
Buyurdu ki: (Ey
Huleys, evet, öyle
hakîkat.)
"Huleys", bakmak
istedi Allahın Resûlüne.
Ve lâkin hayâsından,
bakamadı yüzüne.
Geri dönüp, Kureyş'e
dedi: (Beni dinleyin!
Kâbeyi ziyâretten onları
men etmeyin.
Ben doğru bulmuyorum
bunu men etmenizi.
Ve îkâz ediyorum, bu
yanlış işten sizi.)
Müşrikler, onu dahî yine
dinlemediler.
Ve hattâ kendisine (Sen
câhilsin) dediler. |