|
22 - HUDEYBİYE
SULHNÂMESİ
KUREYŞ NE ZANNEDİYOR ?
Allahın Sevgilisi ve
sahâbe-i kirâm,
Yolun yarılarına
varmışlar idi ki tam,
Haber için, Mekkeye
giden "Bişr"
hazretleri,
Dönüp, Resûlullaha
getirdi şu haberi:
Dedi: (Geldiğimizi,
Kureyş haber alarak,
Tedbîre başvurmuşlar
korkuya kapılarak.
Etrâf kabîlelere,
adamlar göndermişler.
Onlardan, savaş için
yardım talep etmişler.
O kabîleler dahî, ederek
hep ittifak,
"Ebtah" denen
mevkîde yapmışlar bir
yığınak.
Hattâ sokmamak için
Mekkeye mü'minleri,
Toplanıp, bu husûsta
yemîn etmiş herbiri.
Ve "İkiyüz kişi"lik
birliği, bir an önce,
Keşf için bize doğru
çıkarmışlar hemence.)
Bu haberi Resûl'e
verince "Bişr bin
Süfyân",
Allahın Sevgilisi çok
üzüldü o zaman.
Buyurdu: (Bu, Kureyş'i
helâk eden bir iştir.
Zâten harpler, onları
yiyip de bitirmiştir.
Onlar, kendilerini ne
zannediyorlar ki?
Ellerinin altında kuvvet
ve güç mü var ki?
Rabbimin gönderdiği bu
dîni, Vallahi ben,
Ayrılıncaya kadar şu
başım bedenimden,
Onlarla çarpışmaktan,
geri durmıyacağım.
Ve bu dîni, tam hâkim ve
üstün kılacağım.)
Sonra da eshâbına
döndürdü yüzlerini.
Bu bâbda, onların da
sordu fikirlerini.
Onlar da, cevâbında arz
ettiler ki hemen:
(Allah ile Resûlü,
iyi bilir bizlerden.
Canımız, mallarımız fedâ
olsun uğruna.
Biz, umre niyetiyle
çıktık Kâbe yoluna.
Kimseyi öldürmeye, yok
aslâ niyetimiz.
Beytullahı ziyâret
etmektir tek gâyemiz.
Lâkin bu ziyârete, mâni
olurlar ise,
Çarpışıp, ulaşırız yine
hedefimize.)
Eshâb-ı kirâmdaki bu tam
kararlı hâli,
Görünce, Resûlullah
memnûn oldu bir hayli.
Buyurdu: (Ey eshâbım,
beni sevindirdiniz.
Allahın izni ile haydi
ilerleyiniz!)
Eshâb, Resûlullahın
etrâfında giderek,
Yürüyüşe geçtiler, "Tekbîr"ler
getirerek.
Sonra mola verildi,
öğlen olduğu zaman.
Ve "Bilâl-i Habeşî"
okudu çıkıp ezân.
O esnâda Kureyşin, o "İkiyüz
kişi"lik,
Birliği de, oraya
yetişti hemencecik.
Mekke ile eshâbın
arasına girerek,
Bir "Hücûm" vaziyeti
aldılar dizilerek.
Buna rağmen korkmayıp,
Allahın Sevgilisi,
Ardında saf saf olmuş "Bindörtyüz"
sahâbîsi,
Ezânı müteâkip, hep "Namâz"a
durdular.
Müşriklerin bâzısı,
bundan duygulandılar.
O "Bindörtyüz"
kişinin, birden
eğilmeleri,
Daha sonra doğrulup,
secdeye inmeleri,
Görülmeye değer bir
manzaraydı bu olan.
Sanki bir "Dağ"
doğrulup, eğiliyordu o
an. |