|
21 - BENÎ KUREYZÂ
YEHÛDÎLERİ
RESÛLULLAH TAŞIDI
"Sa'd ibni Muâz"ın
yehûdîler hakkında,
Karârı, makbul oldu Hak
teâlâ katında.
Ve hemen çadırına
götürüldü oradan.
Yarası, birdenbire
ağırlaştı sonradan.
Peygamber Efendimiz,
geldi ziyâretine.
Kucaklayıp, duâda
bulundu kendisine.
El açıp buyurdu ki: (Yâ
Rabbî, kulun Sa'd,
Sırf senin rızân için
düşmanla etti cihâd.
O, senin Resûlünü sevdi
ve etti îmân.
Sen de, ona şu vakit
kolaylık eyle ihsân.)
"Sa'd", fısıltı ile
dedi: (Yâ Resûlallah!
Malım, canım, herşeyim
fedâdır sana Vallah.
Şehâdet ederim ki, sen
Hakkın Resûlüsün.
Ve bir kimse yoktur ki,
olsun o senden üstün.)
Peşinden hastalığı
ağırlaştı o gece.
O gün, başka bir eve
götürüldü hemence.
Bir iki sâat sonra,
Cibrîl aleyhisselâm,
Resûl'ün huzûruna geldi
ve verdi selâm.
Dedi ki: (Vefât eden,
eshâbtan kim ki acep,
Melekler birbirine onu
müjdeliyor hep.)
Resûlullah, Cibrîl'den
duyunca bunu derhâl,
"Sa'd"ın
hastalığını, eshâbtan
etti suâl.
Onlar, Resûlullaha
ettiler ki şöyle arz:
(Filân evde, çok ağır
hastadır İbni Muâz.)
Resûlullah, eshâbtan
birkaçını aldı ve,
Gitti "İbni Muâz"ın
bulunduğu o eve.
Hızlı gittiklerinden,
yoruldu eshâb biraz.
Bunu, Resûlullaha
eyleyince sonra arz,
Buyurdu: (Hanzala'nın
namâzında, melekler,
Nasıl ki bizden önce
bulundularsa eğer,
Sa'dın namâzında da,
vâki olur öylece.
Yetişemiyeceğiz onlardan
daha önce.)
Nihâyet Resûlullah,
vardı "Sa'd"ın yanına.
Gördü ki, "İbni Muâz"
kavuşmuş Allahına.
Başucunda oturup,
buyurdu ki: (Yâ Sa'd!
Rabbimiz versin sana, en
hayırlı mükâfât.
Sen, elbet reîslerin en
iyileri idin.
Sen, Allaha söz verip,
tam yerine getirdin.
Allahü teâlâ da, sana
vaadlerini,
Verecektir elbette, o
sonsuz nîmetini.)
Onun vefâtı ile,
Resûlullah ve eshâb,
Göz yaşıyle ağlayıp,
duydular çok ızdırâb.
Gelmişti cümle eshâb,
onun cenâzesine.
Namâzını, o Server
kıldırdı onun yine.
Hattâ cenâzesini, yine
Fahr-i kâinât,
Eshâbiyle birlikte
taşıdı kendi bizzât.
Eshâb arz ettiler ki:
(Yâ Resûlallah, şu an,
Bir cenâze görmedik
böyle kolay taşınan.)
Buyurdu: (Ey eshâbım,
onu taşımak için,
Melekler indi gökten,
sayıları yetmiş bin.)
Cenâzesi, kabrine
indirilirken de hem,
Mezârının başında oturdu
Fahr-i âlem.
Mübârek sakalını tutarak
çok üzüldü.
Ağlayıp, gözlerinden
gözyaşları süzüldü. |