|
15
-
UHUD GAZÂSI
BİLSELER YAPMAZLARDI
"Âişe-i Sıddîka"
radıyallahü anhâ.
Birşeyi merak edip, geldi
Resûlullaha.
Şöyle suâl etti ki: (Ey
Allahın Habîbi!
Hiç "Uhud"da
çektiğin sıkıntı, elem gibi,
Üzüntü ve kederin oldu
mu başka günler?
Zîra küffâr, "Uhud"da
amcanı öldürdüler.
Mübârek iki dişin
kırıldı hattâ o gün,
O günden sıkıntılı olmuş
muydu bir günün?)
Resûlullah, cevâben
buyurdu: Yâ Âişe!
Hakîkaten "Uhud"da
oldu büyük endîşe.
Buna rağmen, bunlardan daha
acı olan var.
Uhud'dan şiddetliydi "Akabe"de
olanlar.
Kureyşten bir guruba gitmiş
idim bir ara.
"Peygamber" olduğumu
söylemiştim onlara.
Ümîdim şöyleydi ki, inanıp
sözlerime,
Hemen îmân ederler, benim
nübüvvetime.
Lâkin kabûl etmeyip, ezâya
başladılar.
Kötü şeyler söyleyip,
üstelik taşladılar.
Ayaklarıma kadar, uzanıp
aktı kanım.
O gün kime gittimse,
hakârete uğradım.
Namâz kılıyordum ki, bir
gün de Beytullahta,
Mel'un "Ebû Cehil"
de bulunurdu orada.
Başkaları da gelip, yanına
oturdular.
Bana, hakâret yollu lâflar
edip durdular.
O sırada bir kimse, bir "Deve
işkembesi",
Oraya bırakarak, geri gitti
kendisi.
"Ebû Cehil", eliyle
o şeyi göstererek,
Orada olanlara şöyle dedi
gülerek:
(Şu kanlı işkembeyi, kim
alıp da o yerden,
Koyar başı üstüne,
Muhammed secdedeyken?)
Onların arasında, "Ukbe
bin Ebî Muayt",
Onun dediği şeyi, yaptı
bana o bedbaht.
Bir müddet kalkamadım bu
sebeple secdeden.
Onlar ise, öyle çok zevk
aldı ki bu şeyden,
Kahkahalar atarak, bir
hayli gülüştüler.
Öyle ki, birbirleri üzerine
düştüler.
Birisi, "Fâtıma"ya
haber vermiş o ara.
O gelip, o pis şeyi alıp
attı kenara.
Bütün bunlara rağmen, dedim
ki: (Yâ ilâhî!
Hoştur senden ötürü bu
hakâretler dahî.
Ve lâkin hakîkati
bilmiyor bu kimseler.
Bilseler yapmazlardı,
onlara hidâyet ver.)
O anda geldi bana, Cibrîl
aleyhisselâm.
Dedi ki: (Hak teâlâ,
eyledi sana selâm.
Buyurdu ki, ben Ona
gönderdim ki bir melek,
Habîbim ne dilerse,
yerine getirecek.)
Sonra geldi o melek, dedi
ki: (Emret bana.
Ben müvekkel meleğim,
Mekkenin dağlarına.
İster bitiştireyim, arasını
dağların.
Kahrolsun her birisi,
Mekkede olanların.)
Dedim ki: (Hayır hayır,
onları etme helâk.
Zîra ben, âlemlere
geldim rahmet olarak.
Mümkündür ki, onların
neslinden çok kimseler,
Gelir ve onlar bana,
hâlis îmân ederler.)
|