|
15
-
UHUD GAZÂSI
SEN HAYÂTTA OLDUKÇA
Peygamber Efendimiz ve
şânlı sahâbîler,
Böylece Medînenin yakınına
geldiler.
Kadınlar ve çocuklar,
dökülmüştü yollara.
İstikbâl ederlerdi
gelenleri o ara.
Hepsi merak ederdi "Allahın
Resûlü"nü,
Ve görmek isterlerdi,
mübârek nûr yüzünü.
Cihânı aydınlatan cemâlini
görünce,
Allaha hamd ve senâ
eylediler ilk önce.
Sağ ve sâlim görünce "Allahın
Resûlü"nü,
Giderdi herbirinin
merakları ve hüznü.
"Sa'd ibni Muâz"ın annesi "Kebşe
Hâtun",
O Server'i düşünüp,
duruyordu pek mahzûn.
Oğlu "Amr" da
ölmüştü, harpte şehîd olarak.
Lâkin o, Peygamberi
ediyordu çok merak.
Az sonra o "Server"i
sağ ve sâlim görünce,
Merâkı zâil olup, kapıldı
bir sevince.
Huzûruna giderek, dedi:
(Yâ Resûlallah!
Anam, babam ve canım
fedâdır sana Vallah.
Allaha hamd olsun ki,
sağ sâlim gördüm seni.
Sen hayâtta olunca,
düşünmem gerisini.)
Sormadı oğlu "Amr"ı
Allahın Habîbine.
O Server, şöyle deyip
tesellî etti yine.
(Ey Sa'dın vâlidesi,
sana müjdeler olsun.
En yüksek mertebeye
yükseldi senin oğlun.
Şehîdlerin cümlesi,
Cennette toplandılar.
Onlar, birbirleriyle hep
arkadaş oldular.
Şehîdlik rütbesine
kavuşan bu cemâat,
Ederler mahşerde hem, ev
halkına şefâat.)
Resûlullah ve eshâb, henüz
Uhud'da iken,
"Sümeyrâ Hâtun"
dahî, gelmişti Medîneden.
Onun da düşündüğü, tek bir
şey vardı o gün.
Öğrenmek istediği,
hayâtıydı "Resûl"ün.
Gelip gördü yerlerde, şehîd
olan erleri.
Baktı, aralarında yatıyordu
"Peder"i.
Babasının ölümü, dokunmadı
pek ona.
Bir "Fâtiha" okuyup,
devâm etti yoluna.
Bir şehîd daha gördü,
babasından ilerde.
Yaklaşınca gördü ki, "Kocası"ymış
o er de.
Ve lâkin bu hâtunun, derdi
bunlar değildi.
Onun tek düşündüğü "Allahın
Habîbi"ydi.
Devâm edip, yerlerde gördü
yine şehîdler.
Baktı ki, bunlar dahî "Kardeşleri"ymiş
meğer.
Fâtihalar okuyup, seğirtti
ilerlere.
"Resûl"ü soruyordu
gördüğü kimselere.
Gördü en son sağ sâlim "Allahın
Resûlü"nü.
Unuttu birden bire cümle
üzüntüsünü.
Dedi: (Yâ Resûlallah,
babam, kocam, kardeşim,
Şehîd düşmüşlerse de,
gam değil benim için.
Benim derdim sen idin,
hamd olsun Rabbimize.
Sen hayâtta oldukça,
dokunmaz onlar bize.
Sana birşey olsaydı, o
zaman mahvolurduk.
Senin ayrılığınla, yanar
da kavrulurduk.
Ağlayıp, gözümüzün
yaşları hiç durmazdı.
Yaralı kalbimize,
tesellî bulunmazdı.)
|