|
15
-
UHUD GAZÂSI
AĞLADI RESÛLULLAH
Vaktiyle Resûlullah düşünce
o çukura,
Kâfirler, öldüğünü
zannettiler o ara.
İblîs, fırsat bilerek
bağırdı ki şöylece:
(Ey insanlar, Muhammed
öldürüldü az önce!)
Medîneye erişti iblîsin bu
sedâsı.
"Hazreti Fâtıma" da
işitti bu âvâzı.
Hemen iki elini başına
götürerek,
Çok ağladı, gözünden kanlı
yaşlar dökerek.
Hiçbir şeyin değeri yoktu
artık gözünde.
"Yetîmlik" eserleri
zâhir oldu yüzünde.
"Âişe", "Ümmü Süleym"
ve dahî "Ümmü Eymen",
Gibi hanımlar dahî, Uhud'a
koştu hemen.
Ve "hazreti Fâtıma",
Resûl-i kibriyâyı,
Hayâtta görür görmez,
bıraktı ağlamayı.
Yaralı olduğunu farketti
ama birden.
Tekrardan ağlamaya başladı
kederinden.
Tesellî etti onu, o Server
bizâtihî.
Su getirdi kalkanla "hazreti
Alî" dahî.
Babasının yüzünün
kanlarını, Fâtıma,
Kalkandaki su ile yıkadıysa
da ama,
Yüzünden akan kanlar, bir
türlü dinmiyordu.
Fâtıma hazretleri, buna
üzülüyordu.
Bir hasır parçasını, alıp
yaktı sonradan.
Külünü, o yaraya bastırınca
durdu kan.
Sonra harp meydanına hep
birlikte gittiler.
Ölü, yaralıları bir bir
tesbît ettiler.
Müşrikler, şehîdleri kesip
biçmişler idi.
Bâzısını tanınmaz hâle
getirmişlerdi.
Peygamber Efendimiz,
şehîdleri gördüler.
Onların hâllerine, pek
fazla üzüldüler.
En seçkin sahâbîler şehîd
edilmişlerdi.
Ve Uhud toprağında, yere
serilmişlerdi.
Küffârın, şehîdlere
yaptıklarına fakat,
Tahammül getirmeye, yok idi
güç ve tâkat.
Ağladı Resûlullah, derin
üzüntüsünden.
Yaş aktı uzun müddet, hem
de iki gözünden.
Buyurdu: (Ben bunların,
Allah yolunda elbet,
Öldüklerine, yârın edeceğim
şehâdet.
Yemîn ediyorum ki, kıyâmet
günü bunlar,
Mahşere, yaraları kanayarak
gelirler.
Kanları, "Kan"
renginde olsa da âhirette,
Kokusu, "Misk"ten
güzel olacaktır elbette.)
Sonra suâl etti ki: (Hamza
nerelerdedir?
Onu göremiyorum, acabâ
hâli nedir?)
Sonra onu buldurup, yanına
yaklaştılar.
Çok müthiş manzarayla
birden karşılaştılar.
Zîra burnu, kulağı kesilip
atılmıştı.
Hattâ karnı yarılıp, ciğeri
alınmıştı.
Mübârek gözlerinden yaşlar
aktığı hâlde,
Hitâb etti Hamza'ya,
üzgündü fevkalâde.
Buyurdu ki: (Ey Hamza,
hiçbir zaman, hiçbir fert,
Görmedi ve görmez hiç,
böyle fecî musîbet.
Ey Allah ve Resûl'ün
arslanı olan Hamza!
Sana, rahmet eylesin Hak
teâlâ her lahza.)
|