|
15
-
UHUD GAZÂSI
YÂ MUS'AB, İLERİ !
Müşriklerden dört kişi,
Allahın Resûlünü,
Öldürmek husûsunda yemîn
etti o günü.
Lâkin Resûlullahın
etrâfında, eshâbtan,
Sâdece birkaç kişi
bulunurdu o zaman.
Önünde, sancaktârı "Mus'ab
bin Umeyr" vardı.
Resûl'ün beyaz renkli
sancağını tutardı.
Ayrıca, üzerine giyindiği
zırhlardan,
"Mus'ab",
Resûlullaha çok benzerdi o zaman.
Sağ eliyle, mübârek sancağı
tutuyordu.
Sol eliyle, düşmana kılıç
savuruyordu.
"İbni Kamî'a" adlı
bir müşrik de, o ara,
Geldi atlı olarak,
bürünmüştü zırhlara.
Maksadı, öldürmekti
Server-i kâinâtı.
Bu yüzden, ona doğru
sür'atle sürdü atı.
"Hazreti Mus'ab"
ile, "Nesîbe hâtun", o an,
Korurlardı Resûl'ü, onun
hücûmlarından.
Kılıçlarını çekip,
saldırdılar kâfire.
İkisi iki yandan kılıç
vurdu ha bire.
Lâkin zırhtan ötürü, hiç
te'sîr etmiyordu.
Kâfir, Resûlullahı öldürmek
istiyordu.
"Hazreti Nesîbe"ye
bir kılıç vurdu birden.
Omuzu parçalandı, o darbe
te'sîrinden.
Yürüdü daha sonra "Mus'ab"ın
üzerine.
İndirdi kılıcını sancak
tutan eline.
Eli kopup, sancağı öbür
eline aldı.
Yine "İslâm sancağı",
havada dalgalandı.
Lâkin "İbni Kamî'a",
saldırıp ona yine,
Bu sefer kılıcını, indirdi
sol eline.
Her iki eli dahî,
kesilmişti "Mus'ab"ın.
Yine de düşürmedi sancağını
islâmın.
Ona, pazularıyla sımsıkı
sarılarak,
Yine dalgalandırdı yere
bırakmıyarak.
Kâfir, mızrak sapladı "Mus'ab"a
bu sefer de.
O zaman yere düşüp, şehîd
oldu o yerde.
"Mus'ab", Allah
yolunda düşüp verdi canını.
Lâkin düşürmediler melekler
sancağını.
"Mus'ab"ın sûretine girip
hemen bir "Melek",
Kaldırdı o sancağı, yere
düşürmiyerek.
Onu böyle görünce, Allahın
Peygamberi,
Buyurdu ki: (Yâ Mus'ab,
yürü daha ileri!)
Melek, Resûlullaha arz etti
ki cevâben:
(Ey Allahın Resûlü, o
Mus'ab değilim ben.)
O, böyle arz edince Resûl-i
kibriyâya,
Resûl verdi sancağı, "Aliyyül
Mürtezâ"ya.
"Mus'ab", Resûlullaha fazla
benzediğinden,
Onu öldürdüğünü zannetti
kâfir birden.
Acele müşriklerin arasına
giderek,
(Muhammedi öldürdüm!)
dedi böbürlenerek.
Kâfirler, bu habere pek
sevinip, şaştılar.
Bu sevinçle kudurup, daha
azgınlaştılar.
Hâdisenin aslını bilmiyen
mü'minler de,
Düştüler çok büyük bir
üzüntüye ve derde.
Bir mâtem havasına
bürünmüştü ortalık.
Elleri, ayakları tutamaz
oldu artık.
|