|
15
-
UHUD GAZÂSI
GÖRÜLMEMİŞ KAHRAMANLIK
Sa'd bin Ebî Vakkâs,
hazreti Talha, Zübeyr,
Allah arslanı Alî ve Mus'ab
ibni Umeyr,
Geçilmez birer kale
olmuşlardı her biri.
İslâmı yüceltmekti yegâne
gâyeleri.
Peygamber-i zîşân da,
çarpışıyordu bizzât,
Hücûm üstüne hücûm
yapıyordu her sâat.
Ve hattâ Resûlullah,
safların en önünde,
Düşmanla, tek başına
çarpışırdı o günde.
Küffârın tek gâyesi vardı
ki Uhud günü.
O da, "Öldürmek idi
Allahın Resûlünü".
Onu korumak için, eshâb da
o aralık,
Görülmemiş şekilde yaptılar
fedâkârlık.
Halka teşkîl ettiler
Resûl'ün etrâfında.
Karşılık verirlerdi her
hücûma ânında.
Ona gelen ok, kılıç ve
mızraklara, her an,
Bizzât vücûtlarıyla oldular
birer "Kalkan".
Ona gelmesin diye, en
ufacık bir zarar,
Hep Onun etrâfında oldular
"Et'ten duvar".
Çoğu, Onun önünde, ok ve
kılıç yiyerek,
Tek tek şehît düştüler,
tâkatları biterek.
"Zübeyr bin Avvâm"
idi onlardan birisi de.
Allah için ölmekti onun tek
gâyesi de.
Uhud günü, öyle çok yaptı
ki kahramânlık,
Kalmadı vücûdunda bir yer,
yara almadık.
Eshâbtan "Abdullah bin
Amr" şehîd oldu o an.
Şehâdet şerbetini, ilk o
içti eshâbtan.
Sahâbe, onun şehîd olduğunu
görünce,
Herbiri, birer arslan
kesildiler hemence.
"Ebû Ubeyde" idi,
biri o arslanlardan.
Korudu vücûduyla Resûl'ü
her zarardan.
Öyle çok gösterdi ki bu
harpte kahramânlık,
Daha ziyâdesine, yetmedi
gücü artık.
Düşmanın hücûmundan korumak
için o gün,
Dönerek savaşırdı,
etrâfında Resûl'ün.
Kâfir "İbni Kamî'a",
kılıcını kaldırıp,
Resûl'ün nûr yüzüne, vurdu
birden saldırıp.
Lâkin çarptı kılıcı,
yüzündeki zırhına.
Saplandı demir halka,
mübârek yanağına.
"Ebû Ubeyde" gelip,
çıkardı dişleriyle.
Lâkin iki dişi de, çıktı o
halka ile.
"Hazreti Alî" der
ki: O gün, Uhud harbinde,
Onaltı darbe yedim, yere
düştüm birinde.
O sırada, nûr yüzlü biri
tuttu kolumdan.
Kaldırıp söyledi ki: (Saldır,
kalma yolundan!)
Allahın Resûlüne arz edince
bu hâli,
Buyurdu ki: (O kişi
Cebrâil'di yâ Alî!)
"Utbe bin Ebî Vakkâs",
Allahın Resûlüne,
Attığı taşın biri, çarpınca
nûr yüzüne,
Şehîd oldu bir dişi,
Resûl-i müctebâ'nın.
Mübârek kanı akıp, düşmeye
oldu yakın.
Lâkin ondan, tek damla
henüz yere düşmeden,
Cibrîl aleyhisselâm yetişip
tuttu hemen.
Dedi: (Bir damla kanın,
düşseydi bu toprağa,
Yeryüzünde tek bir ot,
bitmezdi artık daha.)
|