|
15
-
UHUD GAZÂSI
ALLAHÜ EKBER
Gönülleri, "Îmân"ın nûruyla
dolu olan,
Bu yolda "Şehîd olmak"
arzûsu ile yanan,
Mü'minler, yerlerinde hiç
duramıyorlardı.
Hücûma geçmek için, emir
bekliyorlardı.
İyice yaklaşmıştı ordular
birbirine.
Ve herkeste heyecân,
varmıştı son haddine.
Bir tarafta, "Allahın
dîni"ni yaymak için,
Ve bu yola baş koymuş, bir
avuç mücâhidîn.
Öbür yanda, islâmı yok
etmek arzulayan,
Kâfir gürûhu vardı, îmândan
mahrûm olan.
Yok idi mü'minlerde fazla
silâh, teçhîzât.
Çoğunda bulunmazdı ne bir "Zırh",
ne de bir "At".
Üstlerinde bir gömlek, bir
kılıç ellerinde.
Ama "Îmân" ve "İhlâs"
vardı gönüllerinde.
Kâfir ordusu ise,
mü'minlerin dört katı,
Olup, herbirisinin vardı
zırhı ve atı.
Ama mahrûm idiler o îmândan
mâlesef.
Bu yüzden, savaşlarda
oldular bir bir telef.
Ordular, birbirine
yaklaşmıştı ki, birden,
Develi biri çıkıp, yürüdü
müşriklerden.
Vücûdu, tamâmiyle zırhla
örtülüydü hep.
Seslenip, karşısına bir
yiğit etti talep.
Dedi ki: (Kendisine
güvenen varsa eğer,
Benimle çarpışmaya,
karşıma çıksın o er!)
Devenin üzerinde, dönüp
dört bir tarafa,
O gün, bu talebini tekrâr
etti üç defâ.
O böyle seslenince,
mü'minlerin safından,
Uzun boylu bir yiğit, ileri
çıktı o an.
"Zübeyr bin Avvâm"
idi bu mübârek sahâbî.
Kâfirin üzerine yürüdü
arslan gibi.
Kâfir develi olup, zırhlı
idi ayrıca.
Onun ise, elinde kılıç
vardı yalnızca.
Kâfirin karşısına, gitti
yaya olarak.
Onu öldürmeliydi bir yolunu
bularak.
Sıçrayıp çıktı hemen,
devesinin ardına.
Ve sımsıkı sarıldı arkadan
boğazına
Çetin bir mücâdele
başlamıştı o sâat.
Seslendi Resûlullah: (Onu
tut, aşağı at!)
Resûl'ün emri ile, deveden
attı onu.
Ve üstüne çökerek,
kesiverdi boynunu.
Eshâb bunu görünce,
sevinip hamd ettiler.
Ve "Tekbîr"
sesleriyle gökleri inlettiler.
Sonra da, müşriklerin
sancağını taşıyan,
"Talha bin Ebû Talha"
meydana çıktı o an.
O dahî seslendi ki:
(Kendisine güvenen,
Var ise, çarpışmaya
karşıma çıksın hemen.)
Kâfir de, gurûrlu ve
kibirliydi bir hayli.
Onun da karşısına, çıktı "hazreti
Alî".
Kâfir, baştan ayağa
bürünmüştü zırhlara.
Allah arslanı Alî, "Tekbîr"
aldı o ara.
Öyle kılıç çaldı ki sancak
tutan kâfire,
Başı kopup, sancağı
düşüverdi yerlere.
Resûlullah ve eshâb,
tekbîrler aldı o an.
İnledi yer gök o gün "Tekbîr"
sedâlarından
|