|
13
-
BEDİR GAZÂSI
O ALTINLAR NE OLDU ?
Alınan esîrleri, Resûlullah
hemence,
Pay etti Eshâbına, Medîneye
dönünce.
Yine emir verdi ki, Eshâba
daha sonra,
İyi muâmelede bulunsunlar
onlara.
Esîrler hakkında bir, vahiy
olmadığından,
İstişâre eyledi, eshâbiyle
o zaman.
Müşâvere sonunda, verdi ki
şöyle karar:
Fidye karşılığında, onları
bırakalar.
Mal varlığına göre, sonra
her bir esîrin,
Verecekleri fidye, oldu
tesbît ve tâyin.
Lâkin malı, parası olmayan
esîr varsa,
Fakat o, okumayı, yazmayı
biliyorsa,
On kişiye, okuma yazma
öğretecekti.
Böylece serbest olup,
kurtulabilecekti.
Esîrler arasında ve lâkin o
Resûl'ün,
Amcası "Abbâs" dahî,
bulunuyordu o gün.
Buyurdu ki: (Yâ Abbâs,
kendin ile Ukayl'in,
Fidyesini öde ki, iyidir
senin hâlin.)
Dedi: (Yâ
Resûlallah, ben mü'minim bir kere.
Kureyş, beni zor ile
getirdiler Bedir'e.)
Buyurdu: (Allah bilir,
îmân eylediğini.
Doğruysa, Hak teâlâ,
verir onun ecrini.
Ve lâkin görünüşte,
aleyhimizdesin sen.
Kurtuluş fidyesini,
vermelisin bu yüzden.)
Dedi: (Yâ
Resûlallah, hiç malım yok ki benim.
İstediğin fidyeyi, ben
nereden vereyim?
Evet, sekizyüz dirhem,
elimde vardı yalnız.
Ganîmet malı diye, onu da
siz aldınız.)
Buyurdu ki: (Yâ Abbâs,
bana böyle diyorsun.
Peki o altınları, niçin
söylemiyorsun?)
Abbâs hayret içinde, dedi:
(Hangi altınlar?)
Peygamber efendimiz,
buyurdular ki tekrâr:
(Hani sen ayrılırken,
Mekke'den Bedir için,
Hanımın Ümmül Fadl'a,
onları vermiş idin.
O zaman yanınızda, kimse
yoktu odada.
Altınları verirken, dedin
ki o arada:
"Bu seferde, başıma ne
gelecek, bilemem.
Bir felâket olur da,
geriye dönemezsem,
Şu kadarı senindir, şu
kadarı da Fadl'ın.
Bunlar da Ubeydullah,
Kusem ve Abdullah'ın."
İşte ona verdiğin, o
altınlar ne oldu?)
Diye suâl edince, Abbâs'ın
rengi soldu.
Dedi ki: (Yâ Muhammed,
yemîn ederim ki ben,
O gün o altınları, hanımıma
verirken,
Yanımızda hiç kimse, yok
idi aslâ o gün.
Sen, bunları nereden ve
nasıl biliyorsun?)
(Hak teâlâ bildirdi)
deyince Resûlullah,
Dedi ki: (Öyle ise,
hak peygambersin vallah.
Şehâdet ederim ki, Allahın
Resûlüsün.)
Ve şehâdet getirip,
müslümân oldu o gün.
Resûlullah, Mekke'de vazîfe
verdi ona.
Göz kulak olacaktı,
mü'minlere orada.
Hem de olup biteni, hemen
öğrenecekti.
Ondan, Resûlullahı haberdâr
edecekti.
|