|
13
-
BEDİR GAZÂSI
NASIL SAVAŞALIM ?
Peygamber Efendimiz,
sahâbe-i kirâma,
Emredip, ordusunu koydu bir
intizâma.
Yâni mücâhidlerin, saf
hâlinde, muntazam,
Olmasını emretti, sıra
dâhilinde tam.
Mübârek ellerinde, bir "Çubuk"
tutuyordu.
Eshâbını, onunla nizâma
sokuyordu.
Sahâbe-i kirâmdan, "Sevâd
ibni Gaziyye",
Çıkmıştı bir aralık saftan
az ileriye.
Göğsüne, o çubukla hafifce
dokundular.
Ve ona, (Hizâya gel yâ
Sevâd!) buyurdular.
Dedi: (Yâ Resûlallah,
elem duydu bedenim.
Ben dahî o çubukla size
vurmak dilerim.)
Onun bu sözlerine, eshâb
hayret ettiler.
“Allâh-ü ekber!”
deyip, hep tekbîr getirdiler.
Bir âdet var idi ki, zîra
Arabistânda,
"Tekbîr" getirilirdi
fevkalâde anlarda.
O, kısas istiyordu zîra
Resûlullahtan.
Kısas istenir miydi hiç
Fahr-i kâinâttan?
Gömleğini açarak,
buyurdular ki derhâl:
(Ey Sevâd, haydi bana
kısas yap, hakkını al.)
O, görünce Resûl'ün nûr
saçılan göğsünü,
Sevinç ve muhabbetle, öpüp
sürdü yüzünü.
(Ne için böyle yaptın?)
diye sorunca ona,
Dedi ki: (Anam babam, fedâ
olsun yoluna.
Öyle zannederim ki, ben
şehîd olacağım.
Ve yüksek zâtınızdan, bu
gün ayrılacağım.
İstedim, dudaklarım değsin
bedeninize.
Böylece, bir bereket
erişsin bendenize.
Bununla, âhirette şefâat
olunayım.
Cehennem azâbından, böyle
halâs olayım.)
Peygamber Efendimiz, bundan
duygulandılar.
Ve "hazreti Sevâd"a
çok duâ buyurdular.
Sonra Fahr-i kâinât,
sordular sahâbeye:
(Düşman ile ne tarzda
çarpışalım biz?) diye.
Kalktı "Âsım bin Sâbit"
önce izin alarak.
Tutuyordu elinde, ok ve
yay, bir de mızrak.
Dedi: (Yâ Resûlallah,
Kureyşliler, yüz metre,
Bize yaklaştığında, “Ok
atalım” ilk kere.
Taş atım sâhasına girerse
onlar eğer,
Hemen, “Taş atışı”na
tutalım biz bu sefer.
Mızrak mesâfesine gelince
yine onlar,
"Mızrak"la
savaşalım, kırılıncaya kadar.
Daha yaklaşırlarsa eğer ki
bize düşman,
“Kılıçları” sıyırıp,
çarpışalım o zaman.)
Beğendi bu fikrini onun
Fahr-i kâinât.
Ve hemen eshâbına, verdi
şöyle tâlimât:
(Yerinizi bırakıp, sakın
ayrılmayınız!
Ben emir vermedikçe, harbe
başlamayınız.
Düşman, ok mesâfesi
yaklaşır ise eğer,
Fırlatın okunuzu, etmeyin
lâkin heder.
Daha yaklaşırlarsa,
elinizle taş atın.
Daha da yaklaşınca,
mızrakları fırlatın.
En son, göğüs göğüse
gelindiği zaman da,
Kılıçları sıyırıp, çarpışın
o son anda.)
|