|
13
-
BEDİR GAZÂSI
BEKLİYELİM DÖNÜŞÜNÜ
Mü’minler, Medînede hayli
kuvvetlenince,
Bu, korkuya düşürdü
kâfirleri iyice.
Kervan gönderselerdi bir
yere onlar eğer,
Muhâfız askerler de
gidiyordu berâber.
“Bin develik” bir
kervan, tertîb ederek yine,
Çıktılar o günlerde,
Mekkeden Şam yönüne.
O kervanın başında, var idi
“Ebû Süfyân”.
Ve lâkin henüz îmân
etmemişti o zaman.
Kervanı taarruzdan korumak
maksadıyle,
Kırk kadar da muhâfız
giderdi kervan ile.
Kervanın kârı ile, “Silâh”
alınacaktı.
Mü’minlerle savaşta, bu
kullanılacaktı.
Allahın Sevgilisi, bunu
haber aldılar.
Hemen iki kişiyi, keşf için
yolladılar.
Gidip öğrendiler ki, kervan
geçmiş az önce.
Dönüp, Resûlullaha
söylediler böylece.
Buyurdu: (Bekliyelim
Şamdan dönüşlerini.
O zaman bitirelim bu
küffârın işini.)
Kervanın dönüşünü öğrenmek
için ise,
Keşif kolu olarak gönderdi
iki kimse.
Buyurdu: (Kırılırsa
küfrün mukâvemeti,
Bulamazlar islâma
saldıracak kuvveti.)
Bu, müslümânlar için bir
fırsat idi artık.
Resûl'ün emri ile, yapıldı
her hazırlık.
Şehirde, “Yedi kişi”
görevli bırakarak,
Ve “Üçyüzbeş kişi”yi
yanlarına alarak,
Ramazân-ı şerîfin onikinci
gününde,
Çıktılar Medîneden, gâyet "Sıcak"
bir günde.
Medînede, emirle kalanlarla
berâber,
“Üçyüz onüç” kişiydi
bu şânlı sahâbîler.
“Bedir”, Mekke
Medîne ve Sûriye’ye giden,
Yolların birleştiği bir
yerdi hakîkaten.
Şam'dan dönen kervanlar,
oradan geçiyordu.
Onun için “Bedir”e
yürüyordu bu ordu.
İştirâk etmek için bu “Bedir
savaşı”na,
Gençler, yalvarıyordu
Peygamber-i zîşâna.
Hattâ “Ümmü Varaka”,
kadın olduğu hâlde,
Gelip, Resûlullaha yalvardı
pek ziyâde.
Dedi: (Yâ Resûlallah,
müsâde ederseniz,
Sizin ile gelmeği istiyorum
bendeniz.
Yaralı olanlara bakarım ben
orada.
Böylece şehîd olmak nasîb
olur bana da.)
Buyurdu: (Kur’ân oku,
sen evde oturarak.
Şehîdliği, sana da
lütfeder cenâbı Hak.)
“Sa’d bin Ebî Vakkâs”
anlatıyor ki: Benim,
Onaltı yaşlarında vardı bir
birâderim.
Bizim ile gazâya gitmeği
çok isteyen,
Çocukları, o Server
çevirirdi seferden.
Ben, kardeşim “Umeyr”e
baktım, saklanıyordu.
Resûl onu farkedip, (Sen
geri dön!) buyurdu.
Üzülüp, gözyaşıyle
ağlayınca ziyâde,
O zaman Resûlullah etti ona
müsâde.
Halbuki kılıcını
kuşanamadığından,
Onu, kendi beline, ben
takmıştım o zaman.
|