ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI - 1

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

12 - MEDÎNE-İ MÜNEVVERE DEVRİ           (Selmân-ı Fârisî)       

İŞTE İLK ALÂMET !

 

Beni o yehûdîye satınca o kimseler,

Gördüm çok o diyârda “Hurmalık” ve “Bahçeler”.

 

Düşündüm ki: "Beklenen o Peygamber, her hâlde,

Gelse gerek, işte bu hurması bol mahalde."

 

Lâkin ben, o beldeye edemedim muhabbet.

O yehûdî kimseye, hizmet ettim bir müddet.

 

Sonra o sattı beni, başka bir yehûdîye.

O dahî beni alıp, getirdi “Medîne”ye.

 

Bu yeri görür görmez, çok ısındım, pek sevdim.

Sanki ben, bu beldeyi önce görmüş gibiydim.

 

Dedim: “İşte burası, hurması bol olan yer.

O Peygamber, herhâlde, bu yere teşrîf eder.”

 

Geçiyordu günlerim artık hep Medînede.

Bağ bahçe işlerini yapıyordum bu yerde.

 

Lâkin ben, teşrîfini beklerdim “Bir kişi”nin.

Sabırsızlanıyordum Ona kavuşmak için.

 

Rabbimi tanımak”tı murâdım benim asıl.

O Resûl'ü görmekle olacaktı bu hâsıl.

 

O yüce "Peygamber"i bekliyordum gece gün.

Onun hasreti ile yanıyordum büsbütün.

 

Bir gün, o yehûdînin bahçesinin birinde,

Hurma topluyor idim, bir ağaç üzerinde.

 

Altta, efendim ile, yavaş sesle bir kişi,

Bir şeyler konuştular, merak ettim bu işi.

 

Kulak verip dinledim, diyordu ki: (Mekkeden,

Kuba’ya biri geldi, geçen sabah erkenden.

 

Peygamber olduğunu ediyor halka izhâr.

Evs ve Hazreçliler de Ona inanıyorlar.)

 

Ben bu sözü duyunca, kendimden geçtim o an.

Ve hattâ sevincimden, düşecektim ağaçtan.

 

Hemen aşağı inip, dedim ki o kimseye:

(Ne diyorsun, kim gelmiş, ne diyormuş herkese?)

 

Sâhibim sinirlenip ve bir tokat vurarak,

Dedi: (Ne yapacaksın, sen kendi işine bak!)

 

O gün akşam olunca, bir miktâr “Hurma” aldım.

Arayıp, o "Resûl"ün huzûrlarına vardım.

 

Görünce ilk olarak cemâlinin nûrunu,

Tahmîn ettim “Beklenen Peygamber” olduğunu.

 

İkrâm etmek üzere, aldığım hurmaları,

Ona takdîm ederken, arz eyledim şunları:

 

(Bu hurma sadakadır, lütfen kabûl ediniz.

Fakîrlerle birlikte, âfiyetle yiyiniz.)

 

Eshâbını çağırıp, buyurdu: (Yiyin bundan!)

Ve lâkin hiç yemedi kendisi o hurmadan.

 

Dedim ki: “İlk alâmet, işte bu olsa gerek.

Zîra kabûl etmedi sadakayı mübârek.”

 

Teşrîf ettiklerinde Medîne beldesine,

Az hurma” daha alıp, huzûra vardım yine.

 

Hurmaları çıkarıp Ona takdîm eyledim.

Dedim ki: (Bu hurmalar, hediyedir efendim.)

 

Çağırdı sahâbeyi huzûruna bu sefer.

Baktım, yedi kendi de eshâbiyle berâber.

 

Yirmibeş” tâne idi o hurmalar Vallahi.

Çekirdekleri saydım, fazlaydı “Bin”den dahî.

 

Dedim ki: “İşte budur, o ikinci alâmet.

Bir işâret kaldı ki, o da “Mühr-ü nübüvvet

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan