|
12
-
MEDÎNE-İ MÜNEVVERE DEVRİ
SELMÂN-I FÂRİSÎ
“Radıyallahü Anh”
Gün geçtikçe “İslâmın
nûru” yayılıyordu.
Resûl'ün sevgisiyle,
kalpler parıldıyordu.
Onun hasreti ile, bekliyen
susamış halk,
Bir arayış içinde Medîneye
koşarak,
Huzûr buluyorlardı,
görmekle Onu bir an.
Şerefleniyorlardı etmekle
Ona îmân.
Bunlardan birisi de “Selmân-ı
Fârisî”ydi.
Bu zâtın babası ve annesi
mecûsîydi.
Bu mübârek sahâbî, doğmuştu
“İsfehân”da.
“İkiyüzelli sene”
ömür sürdü dünyâda.
“Ehl-i beyt”ten
sayılan bu büyük, mübârek zât,
Hayâtını şöylece anlatır
kendi bizzât:
Doğdum ben "İsfehân"ın “Cey”
denen bir köyünde.
Ve en zengin insanı,
babamdı o köyün de.
Bir hayli fazla idi,
arâzimiz, malımız.
Çoktu bundan ötürü, köyde
îtibârımız.
Ben, babamın tek oğlu idim
ki, bundan sebep,
“Kız gibi”
yetiştirdi ev içinde beni hep.
Bana olan sevgisi olunca
pek ziyâde,
Dışarıya çıkmama, etmezdi
pek müsâde.
Kendi mecûsî olup, “Ateş”e
tapınırdı.
Bu dînin îcâbını bize de
yaptırırdı.
Bu mecûsî dînini,
teferruatıyla tâm,
Ve eksiksiz olarak, öğretti
bana babam.
Devâm üzre “Bir ateş”
yanardı evimizde.
Ona secde eder ve tapardık
hepimiz de.
Mâlik olduğu için çok bahçe
ve bağlara,
Beni de, bir gün alıp,
götürdü oralara.
Dedi ki: (Ey evlâdım,
gez şu bağı, bostanı.
Benden sonra senindir,
mallarını gör, tanı.)
“Peki” deyip, giderken bir
gün o arâzîye,
Rastladım yol üstünde olan
bir “Kilise”ye.
İnsanlar, içeride yapıyordu
ibâdet.
Böyle şeyi, ilk defâ
görünce ettim hayret.
Zîra bizim dînimiz, buna
benzemiyordu.
O anda, kalbimde bir "Tereddüt"
hâsıl oldu.
Bizim ibâdetimiz,
tapınmaktı "Ateş"e.
Bir türlü ermiyordu, zâten
aklım bu işe.
Görünce kilisede ibâdet
edenleri,
Düşündüm ki: “Bunların,
daha doğru dinleri.”
Tarla ve bahçemizi
gezmekten vaz geçerek,
Seyrettim hep onları,
sabahtan akşama dek.
Sonra, yaşlı birine suâl
ettim: (Hey baba!
Bu dînin asıl yeri
nerededir acabâ?)
O, (Şam’dadır) deyince,
yine suâl ettim ki,
(Şam’a gitsem, beni de
kabûl ederler mi ki?)
O zât (Evet) deyince,
sordum ki ben bu sefer:
(Sizden, Şam'a gidecek
var mıdır bir kimseler?)
(Yakında olabilir) deyince
bana o zât,
Çok sevindim ve lâkin
ilerlemişti sâat.
Karanlık basmış idi,
korkarak eve vardım.
Babam hemen sordu ki:
(Neredeydin evlâdım?
Vaktinde gelmeyince,
hayli kaldık merakta.
Aramadığımız yer kalmadı
köyde hattâ.)
|