ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI - 1

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

12 - MEDÎNE-İ MÜNEVVERE DEVRİ

SELMÂN-I FÂRİSÎ “Radıyallahü Anh”

 

Gün geçtikçe “İslâmın nûru” yayılıyordu.

Resûl'ün sevgisiyle, kalpler parıldıyordu.

 

Onun hasreti ile, bekliyen susamış halk,

Bir arayış içinde Medîneye koşarak,

 

Huzûr buluyorlardı, görmekle Onu bir an.

Şerefleniyorlardı etmekle Ona îmân.

 

Bunlardan birisi de “Selmân-ı Fârisî”ydi.

Bu zâtın babası ve annesi mecûsîydi.

 

Bu mübârek sahâbî, doğmuştu “İsfehân”da.

İkiyüzelli sene” ömür sürdü dünyâda.

 

Ehl-i beyt”ten sayılan bu büyük, mübârek zât,

Hayâtını şöylece anlatır kendi bizzât:

 

Doğdum ben "İsfehân"ın “Cey” denen bir köyünde.

Ve en zengin insanı, babamdı o köyün de.

 

Bir hayli fazla idi, arâzimiz, malımız.

Çoktu bundan ötürü, köyde îtibârımız.

 

Ben, babamın tek oğlu idim ki, bundan sebep,

Kız gibi” yetiştirdi ev içinde beni hep.

 

Bana olan sevgisi olunca pek ziyâde,

Dışarıya çıkmama, etmezdi pek müsâde.

 

Kendi mecûsî olup, “Ateş”e tapınırdı.

Bu dînin îcâbını bize de yaptırırdı.

 

Bu mecûsî dînini, teferruatıyla tâm,

Ve eksiksiz olarak, öğretti bana babam.

 

Devâm üzre “Bir ateş” yanardı evimizde.

Ona secde eder ve tapardık hepimiz de.

 

Mâlik olduğu için çok bahçe ve bağlara,

Beni de, bir gün alıp, götürdü oralara.

 

Dedi ki: (Ey evlâdım, gez şu bağı, bostanı.

Benden sonra senindir, mallarını gör, tanı.)

 

“Peki” deyip, giderken bir gün o arâzîye,

Rastladım yol üstünde olan bir “Kilise”ye.

 

İnsanlar, içeride yapıyordu ibâdet.

Böyle şeyi, ilk defâ görünce ettim hayret.

 

Zîra bizim dînimiz, buna benzemiyordu.

O anda, kalbimde bir "Tereddüt" hâsıl oldu.

 

Bizim ibâdetimiz, tapınmaktı "Ateş"e.

Bir türlü ermiyordu, zâten aklım bu işe.

 

Görünce kilisede ibâdet edenleri,

Düşündüm ki: “Bunların, daha doğru dinleri.”

 

Tarla ve bahçemizi gezmekten vaz geçerek,

Seyrettim hep onları, sabahtan akşama dek.

 

Sonra, yaşlı birine suâl ettim: (Hey baba!

Bu dînin asıl yeri nerededir acabâ?)

 

O, (Şam’dadır) deyince, yine suâl ettim ki,

(Şam’a gitsem, beni de kabûl ederler mi ki?)

 

O zât (Evet) deyince, sordum ki ben bu sefer:

(Sizden, Şam'a gidecek var mıdır bir kimseler?)

 

(Yakında olabilir) deyince bana o zât,

Çok sevindim ve lâkin ilerlemişti sâat.

 

Karanlık basmış idi, korkarak eve vardım.

Babam hemen sordu ki: (Neredeydin evlâdım?

 

Vaktinde gelmeyince, hayli kaldık merakta.

Aramadığımız yer kalmadı köyde hattâ.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan