|
12
-
MEDÎNE-İ MÜNEVVERE DEVRİ
ESHÂB-I SUFFE
Resûlullah, mescidin
duvarına bitişik,
Hurma dalları ile yaptırdı
bir “Gölgelik”.
Ve emir buyurdu ki: (Mekkeden
hicret eden,
Malı mülkü olmıyan fakîr
muhâcirlerden,
Bekârlar, bu çardakta
ikâmet eylesinler.
Allahü teâlâya hamdü
senâ etsinler.)
Sayıları “On” ilâ “Dörtyüz”
olan bu zevât,
Resûl'ün sohbetinde
bulunurdu çok sâat.
Bunlar, ya huzûrunda
olurlardı Resûl’ün,
Yâhut da ibâdetle
meşgûllerdi gece gün.
Hem ilim öğrenirler ve
Kur’ân okurlardı.
Hadîs-i şerîfleri hıfza
çalışırlardı.
Oruçlu olurlardı gündüzleri
çok zaman.
İbâdet ve tâattan
ayrılmazlardı bir an.
Bunlar, yeni müslümân olan
kabîlelere,
“Muallim” olarak da
giderlerdi çok kere.
Bu pek fazîletli ve mübârek
sahâbîler,
Bir “İrfân ordusu”nun
eriydi hepsi birer.
Peygamber Efendimiz, onları
çok severdi.
Onlarla sohbet eder, oturup
yemek yerdi.
İşte bu fazîletli, ilim
ehli insanlar,
“Eshâb-ı suffe”
diye, tanındı o zamanlar.
Peygamber Efendimiz, bir
gün “Suffe ehli”ne,
Bakıp, şefkat ettiler o
fakîr hâllerine.
Buna rağmen yine de,
huzûrlulardı gâyet.
Gönül râhatlığıyla
yaparlardı ibâdet.
Resûlullah, bu seçkin,
fakîr sahâbîlerin,
Her ihtiyâçlarını ederdi
önce te’mîn.
Hazır ettikten sonra
onların yemeğini,
Ancak düşünüyordu, kendi
ehl-i beytini.
Bu eshâb-ı suffeden biri, “Ebû
Hüreyre”,
Şöyle anlatmaktadır hâlini
o bir kere:
Der ki: Yemeksizlikten çok
zaman aç kalırdım.
O zamanlar “Taş”
alıp, karnıma bastırırdım.
Yine böyle bir taşı
bastırmışken karnıma,
Âniden Resûlullah teşrîf
etti yanıma.
Hâlimi anlıyarak, bana
gülümsediler.
(Benimle gel)
buyurup, eve doğru gittiler.
Ben dahî peşlerinden gittim
emirleriyle.
Hâne-i seâdete vardık
kendileriyle.
O anda evlerinde, bir
bardak "Süt" var idi.
Buyurdu ki: (Eshâb-ı
suffeyi çağır haydi!)
Çağırdım, hep birlikte
huzûra vâsıl olduk.
İzin alıp girerek, bir
yerlere oturduk.
Bana buyurdular ki: (Gel
yâ Ebâ Hüreyre!
Bu sütü, sıra ile içir
bu kimselere.)
“Peki” deyip, o sütü aldım
Resûlullahtan.
Verdim ehl-i suffenin
herbirine sıradan.
Herbiri, doya doya o sütten
içiyordu.
Sonra, bana bardağı iâde
ediyordu.
Hepsi içip doyunca, alıp
içtim ben dahî.
Bir kab "Süt,
hepimize kâfî geldi Vallahi.
Sonra Resûlullah da içtiler
seâdetle.
Süt hiç eksilmemişti,
gördüm bunu hayretle.
|