|
12
-
MEDÎNE-İ MÜNEVVERE DEVRİ
SİZ YUKARI BUYURUN!
O Server, Medîneye teşrîf
ettiklerinde,
Kaldılar “Hâlid bin Zeyd
Ensârî”nin evinde.
Eve teşrîf edince ol
Hüdânın Habîbi,
Bir neş’eye gark oldu bu
tâlihli sahâbî.
Artık O, geceleri kılıcını
alarak,
Muhâfızlık yapardı, etrâfı
kollıyarak.
İki katlı bir evdi onların
hâneleri.
“Alt kat”ı tercîh
etti Allahın Peygamberi.
Lâkin hazreti Hâlid,
değildi hiç müsterîh.
Ki, “Niçin Resûlullah
alt katı etti tercîh?”
En son dayanamayıp, geldi
huzûrlarına.
Dedi ki: (Anam babam, fedâ
olsun yoluna.
Sizin aşağı katta ikâmet
etmenize,
Gönlümüz râzı değil, ağır
gelir bu bize.
Ne olur, bir üst kata, siz
teşrîf buyurunuz.
Biz aşağı inelim, böyle
râhat oluruz.)
Buyurdu ki: (Yâ Hâlid,
bundan olma muzdarip.
Bizim altta olmamız,
daha uygun, münâsib.
Zîra ziyâretçiler gelir
beni görmeye.
Burası daha iyi onlarla
görüşmeye.)
Hazreti Hâlid der ki:
(Peygamber Efendimiz,
Böyle arzû edince, râzı
olduk buna biz.
Bir “Testi”miz vardı
ki, kırıldı düşüp birden.
İçindeki dolu su, yere aktı
kâmilen.
Sular, aşağıya da sızar ve
akar diye,
Biz, hanımla bir hayli
kapıldık endîşeye.
Yok idi o zamanlar, pek
maddî varlığımız.
“Tek yorgan”ımız
vardı her gün kullandığımız.
Bastırdık hemen onu suların
üzerine.
Ki, bir zarar vermesin,
Allahın Resûlüne.
Biz evde yürürdük ki, gâyet
yavaş olarak,
Bu yüzden dökülmesin aşağı
toz ve toprak.)
Ve yine “Ebû Eyyûb”
anlatır ki: Bir kere,
Yemek götürmüş idim,
hazreti Peygambere.
“İki kişilik” idi
götürdüğüm o yemek.
Zîra “Resûlullah”la,
“Ebû Bekir” vardı tek.
Bana buyurdular ki:
(Haber ver sahâbeye.
Ensârdan otuz kişi
gelsin yemek yemeğe.)
Ben şöyle düşünerek
durakladım o ara:
“Getirdiğim bu yemek yeter
mi ki onlara?”
Düşüncemi anlayıp, buyurdu
ki (Yâ Hâlid!
Ensârdan otuz kişi dâvet
eyle, haydi git.)
(Peki yâ Resûlallah!)
diyerek o Server’e,
Gittim ve “Otuz kişi”
dâvet ettim yemeğe.
Onar onar oturup, bol bol
yiyip doydular.
Yemekte bir azalma olmadı
zerre kadar.
Sonra buyurdular ki: (Yâ
Hâlid, git de yine.
Altmış kişi dâvet et,
yemek ziyâfetine.)
Çağırdım, hepsi geldi,
yediler o yemeği.
O “Altmış kişi”nin
de doydular hepsi iyi.
Sonra üçüncü defâ buyurdu
ki o Server:
(Yâ Hâlid, doksan kişi
dâvet eyle bu sefer.)
Dâvet ettim, geldiler,
yediler o yemekten.
O “Doksan kişi”nin
de doydular hepsi hemen.
Misâfirler gidince, yemeğe
ettim nazar.
Gördüm ki, bir azalma
olmamış zerre kadar.
|