|
11
- HİCRET-İ PEYGAMBERÎ
HAZRETİ ALÎ’NİN HİCRETİ
"Hazreti Peygamber"le, "Ebû
Bekir-i Sıddîk",
"Âmir bin Füheyre" ve
"Abdullah bin Üreykıt",
Sekiz Rebî’ül evvel,
Pazartesi gününde,
Oldular kuşluk vakti, sabah
“Kubâ köyü”nde.
Resûlullah burada, “İlk
mescid”i yaptılar.
Ve Kubâ vâdisinde, ilk
Cumâyı kıldılar.
(Temeli, takvâ üzre
kurulan mescit) diye,
Hak teâlâ katından, geldi
hem bir methiye.
Bu arada Mekkede, “Alî
bin Ebî Tâlip”,
O gün emânetlerle, Kâ’be
yanına gelip,
Resûl’ün makâmına oturup
nidâ etti:
(Herkes, emânetini
gelsin ve alsın!) dedi.
Artık Mekke şehrinde kalan
eshâb-ı kirâm,
Hep “hazreti Alî”ye
gelip sığındılar tâm.
Ve Mekkede kaldıkça
Resûlullahın evi,
Mekân tuttu orada, yine
hazreti Alî.
Resûl haber saldı ki hem
hazreti Alî’ye:
(Eşyâlarımı alıp,
Medîne’ye gel!) diye.
Bu emri alır almaz hazreti
Peygamberden,
Kureyş kâfirlerinin yanına
geldi hemen.
Dedi ki: (Medîneye
gideceğim ben yârın.
Bir şey diyecekseniz,
yârına bırakmayın.)
Herbiri, başlarını aşağı
indirdiler.
Korkudan bir kelime cevâp
veremediler.
Lâkin "hazreti Alî",
yükleyip eşyâları,
Giderken, karşısına çıktı
Kureyş küffârı.
Dediler: (Gidemezsin,
geri dön yüklerinle!
Aksi hâlde hepimiz, cenk
ederiz seninle.)
Allah arslanı Alî,
devesinden inerek,
Yürüdü üstlerine, hiddetle
kükreyerek.
O anda, korku düştü
kalplerine küffârın.
Allahın yardımıyla oldular
darmadağın.
Yine "hazreti Alî",
binerek devesine,
Çıktı müteveccihen, Medîne
beldesine.
Sonra çıktı yoluna “Mikdâd”
adında biri.
Kılıcını çekerek dedi:
(Hemen dön geri!)
İndi yine deveden, yürüdü
üzerine.
Bir hamlede yıkarak, çıktı
göğsü üstüne.
Hemence öldürmeyip, "Îmân"a
etti dâvet.
O dahî kabûl edip, nasîb
oldu hidâyet.
Hem "Büyük bahadır"ı
oldu müslümânların.
Hem de, büyüklerinden oldu
cümle eshâbın.
Sonra hazreti Alî, devâm
etti sefere.
Ve nihâyet "Kubâ"da,
yetişti o Server’e.
Şişmiş ayaklarından, kanlar
akıyordu hep.
Ve hattâ varamadı huzûra
bundan sebep.
O Server haber alıp, teşrîf
etti yanına.
Hâline çok acıdı ve sarıldı
boynuna.
Mübârek elleriyle, narin
ayaklarını,
Okşayıp takdîr etti, bu
fedâkârlığını.
Ellerini kaldırıp, bu
amcazâdesine,
Çok duâlar eyledi, sonsuz
seâdetine.
Bu fedâkârlığının üstüne,
sonra hemen,
Bir âyet nâzil oldu,
kendisini metheden.
|