|
11
- HİCRET-İ PEYGAMBERÎ
İKİNCİ AKABE BÎ’ATİ
“Onüç yıl” geçmişti
ki, bi’setten îtibâren,
Müşriklerin o zulmü sürüyor
idi aynen.
Hattâ işkenceleri, son
haddine varmıştı.
Öyle ki, dayanılmaz bir
hâle ulaşmıştı.
Ve lâkin Medîne’de, “Es’ad
ibni Zürâre”,
Ve “Mus’ab bin Umeyr”
in üstün gayretleriyle,
İslâmla şereflendi, Evs ile
Hazrecîler.
O îmânla, huzûr ve sevinç
içindeydiler.
Mekke’de ezâ gören cümle
müslümânlara,
Kucaklarını açmış,
beklerlerdi o ara.
En büyük arzûları şu idi
ki: “O Server,
Hicretle, Medîneye
teşrîf ediverseler.”
Hepsi, mal ve canını, Onun
için rûz-ü şeb,
Fedâ edeceğine söz
vermişler idi hep.
Nihâyet "Hac mevsimi"
gelmiş idi o sene.
Onların bu aşkları,
çıkmıştı zirvesine.
“Mus’ab bin Umeyr” ile
birlikte hem o zaman,
"Yetmişüç erkek"
ile "İki kadın" müslümân,
Medîneden Mekkeye gelip Hac
eylediler.
Resûl’le, Akabe’de bir
araya geldiler.
Görüşüp konuşarak, o
Server’e, ayrıca,
“Hicret etmeleri”ni
ettiler arz ve ricâ.
Peygamberin amcası, “Hazreti
Abbâs” dahî,
Hazır bulunuyordu orada
bizâtihî.
Dedi: (Bu, biliniz ki,
kardeşimin oğludur.
İnsanlardan en fazla
sevdiğim kişi Odur.
Siz Onu tasdîk edip, hem
tâbi olduysanız,
Ve alıp götürmeye, kat’î
kararlıysanız,
Beni tatmîn edecek "Söz"
vermeniz lâzımdır.
Zîra O, biliniz ki, bizim
evlâdımızdır.
Şimdi siz, şu husûsu
düşününüz iyice:
Arab kabîleleri size hücûm
edince,
Onlarla savaşacak güce
sâhip misiniz?
Eğer sâhip iseniz, bu işe
girişiniz.
Bunu siz, aranızda
konuşunuz iyice.
Ayrılığa düşmeyin, sonra
zora gelince.
Onu, tam lâyıkıyle
koruyacak iseniz,
Ne âlâ, yanınızda götürün,
yoktur beis.
Yok, oraya gidince, Onu
yalnız başına,
Bırakacak iseniz,
götürmeyin boşuna.)
Onun sözü bitince, “Es'ad
ibni Zürâre”,
Resûl’den izin alıp,
başladı şu sözlere:
(Yâ Resûlallah bizler,
kalbimizle büsbütün,
Îmân edip hem size tâbi
olduk topyekün.
Sizin emriniz ile, bütün
akrabâlardan,
Alâkamızı kesip, uzaklaştık
onlardan.
Size kucak açmakta, olduk
bütün ve birlik.
Bu şerefli görevi, vâcib ve
lâzım bildik.
Kendi çocuğumuzu nasıl
koruyor isek,
Sizi dahî öylece koruruz,
bu bir gerçek.
Ve sizi, kanımızın son
damlasına kadar,
Koruyacağımıza yemînle
verdik karar.
Bu bâbta, aramızda tâm
mutâbakat vardır.
Dilimiz ne söylerse,
kalbimiz de aynıdır.)
|