|
10
-
MÎRÂC MÛCİZESİ
SEN ÜZÜLME YETER Kİ
Sevindirdi Burak’ı Allahın
Sevgilisi.
Ve lâkin bu sefer de,
mahzûn oldu kendisi.
Hak teâlâ, Cibrîle buyurdu
ki: (Sor hele.
Niçin mahzûn duruyor
Habîbim şimdi böyle?)
Cibrîl suâl edince, cevâben
buyurdu ki:
(Tam Burak’a binerken,
hâtırıma geldi ki:
Zaîf ümmetimin de, yârın
mahşer yerinde,
Böyle Burak olur mu acabâ
önlerinde?
“Elli bin sene”
süren arsa-i Arasât’ta,
Ümmetimin hâlleri nasıldır
o sâatta?
Bunca günâhlarını, yaya
nasıl çekerler?
Sırât’ı, o yüklerle acep
nasıl geçerler?
“Otuz bin yıl” sürecek o "Sırât
köprüsü"ne,
Giderken, binerler mi böyle
Burak üstüne?)
Rabbimizden bir fermân
geldi ki: (Ey Habîbim!
Onlara, o yolları "Bir
an" gibi ederim.
Hem sonra onlara da,
mahşerde elbette ki,
Buraklar gönderirim, sen
üzülme yeter ki.)
Peygamber Efendimiz, bu "Müjde"yi
Rabbinden,
Alınca, ferahlayıp Buraka
bindi hemen.
Sür’atli bir hayvandı,
hattâ bir adımında,
Gözün gördüğü yere
basıyordu ânında.
Evvelâ "Medîne"ye, sonra
“Tûr-i Sînâ”ya,
Uğrayıp, ulaştılar son “Mescid-i
Aksâ”ya.
Cebrâil, bir kayayı delerek
parmağıyle,
Hemen bağlayıverdi o Burakı
o yere.
Bâzı Peygamberlerin
rûhları, o arada,
"İnsan" şekline
girip, toplanmıştı orada.
Cemâatle namâza, ettiler
sonra ikdâm.
Lâkin kim olacaktı, geçerek
öne imâm?
“Âdem”, “Nûh”
ve “İbrâhim” adlı Peygamberlere,
İmâmlık yapmaları söylendi
sıra ile.
Lâkin o Peygamberler, özür
dileyerekten,
İctinâb eylediler imâmete
geçmekten.
Cibrîl, “Habîbullah”ı sürüp
hemen ileri,
Dedi ki: (Sen var iken,
geçemez başka biri.)
Peygamber Efendimiz, imâm
olup o sâat,
Namâz kılıverdiler birlikte
iki rek’at.
Sonra Resûl-i ekrem, o
Burak üzerine,
Binerek, yularını aldığında
eline,
Cebrâil arz etti ki:
(Serbest bırak yuları!
Zîra o, iyi bilir
gideceği yolları.)
Kendisi buyurur ki: Göklere
ilerledim.
Bâzı garip şeyleri müşâhede
eyledim.
Gördüm bâzı kimseler yere
ekin ekerler.
Tohumlar, hemencecik başak
oluverirler.
Cibrîl şöyle söyledi
bunların hikmetini:
(İhlâsla yapanlardır
bunlar ibâdetini.)
Bâzısının başını ezerlerdi
ki yine,
Gelirdi hemencecik tekrâr
eski hâline.
Suâl ettim Cibrîlden:
(Nedir bunun hikmeti?)
Dedi: (Terk edenlerdir
Cum’a ve cemâati.)
Bir kimseler gördüm ki, aç
ve çıplak idiler.
Ateşe atarlardı onları
zebânîler.
Yine suâl ettim ki:
(Kimlerdir bunlar acep?)
Dedi: (Zekât vermiyen
zengindir bunlar da hep.)
|