|
10
-
MÎRÂC MÛCİZESİ
HİÇBİRİ GÖZÜMDE YOK
Resûlullah, gördüğü her
kavme, kabîleye,
Varıp bildiriyordu, (Hak
Ma’bûd birdir) diye.
Ve onlara derdi ki:
(Ediniz bana yardım.
Ki, Allahın dînini
kullara anlatayım.)
Ve lâkin hiçbir kimse,
îmâna gelmiyordu.
Himâye ve yardıma, kimse
yanaşmıyordu.
Ayrıca, yaparlardı türlü
zulüm, işkence.
Böyle sıkıntılarla geçerdi
gün ve gece.
Her nereye gitseydi,
görüyordu eziyyet.
Kime ne söyleseydi,
işitirdi hakâret.
“Zeyd bin Hârise”ile,
islâmın teblîğine,
“Tâif”e gittiyse de,
hakâret gördü yine.
O alçak Tâifliler, Onu
yuhâladılar.
Gençleri toplıyarak, hattâ
taşa tuttular.
Mübârek bacakları incinip
yaralandı.
“Zeyd”in başı
yarılıp, kanlar içinde kaldı.
Kalbi çok incinmişti o gün
Tâif ehline.
Üzgün ve yorgun hâlde,
Mekkeye döndü yine.
Her yeri düşman idi lâkin "Mekke
şehri"nin.
Gidecek bir yer yoktu o
gece Resûl için.
Doğruca, amcasının kızı
“Ümmü Hânî”ye,
Gidip çaldı kapıyı, ses
geldi (Kim o?) diye.
Dışardan seslendi ki:
(Amcan oğlu Muhammed.
Misâfir geldim sana,
kabûl edersen şâyet.)
O, kapıyı açarak, dedi ki:
(Senin gibi,
Şerefli misâfire cân fedâ
elbette ki.
İnşallah hayır vardır,
böyle geldin geceden.
Keşke geleceğini
bildirseydin önceden.
Bir şeyler hazırlardım ona
göre yiyecek.
Ne yazık, yok bir şeyim
şimdi ikrâm edecek.)
Allahın Sevgilisi, teşrîf
etti içeri.
Buyurdu ki: (İstemem bu
dediğin şeyleri.
Hiçbiri gözümde yok,
Rabbim görür, işitir.
Ona ibâdet için, bir yer
bana yetişir.)
Ümmü Hânî, Resûl'e “Peki”
dedi ve hemen,
Getirip arz eyledi, Ona “İbrik”
ve “Leğen”.
Gelen bir misâfire bir
ikrâmda bulunmak,
Ve onu, düşmanların
zararından korumak,
Arapların nezdinde, en
şerefli ve büyük,
Vazîfe sayılırdı, hattâ bir
yükümlülük.
Bir evde, misâfire zarar
ziyân olması,
O ev sâhibi için, olurdu
yüz karası.
Ümmü Hânî düşündü: “Bunun
düşmanları var.
Öldürmek istiyorlar hattâ
Onu düşmanlar.
O hâlde, şerefimi muhâfaza
edeyim.
Onu, sabâha kadar koruyup
gözeteyim.”
Alarak babasının kılıcını
ânında,
Dolaşmaya başladı evinin
etrâfında.
"Allahın Sevgilisi",
o gün çok incinmişti.
Kâfirlerden çok azar,
hakâret işitmişti.
Abdest alıp başladı,
Rabbine yalvarmaya.
Mübârek gözlerinden,
başladı yaş akmaya.
Ve kulların îmâna gelmesi
için dahî,
Duâ edip, Rabbine yalvardı
bizâtihî.
Lâkin yorgun, üzgün ve çok
açtı geldiğinde.
Hemen uyuyuverdi, hasırın
üzerinde.
|