|
09 - HÜZÜN YILLARI
TÂİF’LİLERİ ÎMÂNA DÂVET
Mekkedeki müşrikler
,Resûl’den çok mûcize,
Görseler de, îmâna
gelmiyordu hiç kimse.
Hattâ müslümânlara ezâ ve
işkenceler,
Yaparlardı ki, buna üzüldü
Hayrül beşer.
Bir gün düşündüler ki: “Bir
gideyim Tâif’e.
Belki kabûl ederler İslâmı
o tâife.”
Ve “Zeyd bin Hârise”yi
yanlarına aldılar.
Mekke yakınındaki o diyâra
vardılar.
Orada “Abd-i Yalîl”,
“Habîb” ve “Mes’ûd” diye,
Oranın eşrâfından rastladı
üç kimseye.
Onlarla konuşarak islâma
etti dâvet.
Lâkin onlar, Resûl’e
ettiler çok hakâret.
Dediler “Hâşâ” (Allah,
Peygamber gönderecek,
Senden başka birini
bulamadı mı acep?
Senin bu söylediğin
şeyleri, kendi kavmin,
Kabûl etmediler de,
şimdi bize mi geldin?
Buraya gelmek için, izin
aldın mı bizden?
Çabuk terket burayı, git
bizim ülkemizden!)
Peygamber Efendimiz, bir
cevâp vermiyerek,
Onların yanlarından ayrıldı
üzülerek.
Gitti mahzûn bir hâlde “Sakîf
kabîlesi”ne.
Ve anlattı islâmı o yer
ahâlîsine.
Bir ay, o insanları islâma
etti dâvet.
Ve lâkin tek bir kişi
eylemedi icâbet.
Hem istihzâ ettiler, hattâ
yuhâladılar.
Gençleri toplıyarak, Onu
taşa tuttular.
Hazreti Zeyd, Resûl’e siper
etti kendini.
Korudu o taşlardan Allahın
Habîbini.
Resûl’ün etrâfında pervâne
dönüyordu.
Ona zarar gelmesin diye
çırpınıyordu.
Taşlar, “Hazreti Zeyd”in
başına, ayağına,
Geliyordu, lâkin o,
aldırmıyordu buna.
O, hep Resûlullahı yalnız
düşünüyordu.
(Canım, Onun uğuna fedâ
olun!) diyordu.
Vücûduna, peş peşe gelen
taşlardan sebep,
“Zeyd”in bütün
bedeni, kan içinde kaldı hep.
O zâlimlere karşı, avâzı
çıktığınca,
Bağırıyor idi ki bu arada
ayrıca:
(Yapmayın, taş atmayın,
Resûlullahtır bu zât!
Sizi, islâm dînine
dâvete geldi bizzât.
Parça parça edin de siz
beni ey insanlar!
Lâkin Resûlullaha
vermeyin aslâ zarar.)
Buna rağmen o taşlar,
aşarak Zeyd’i dahî,
Resûl'ün vücûduna erişirdi
nihâi.
Mübârek ayakları kan içinde
kalarak,
Ayrıldılar oradan gâyet
mahzûn olarak.
İleride bir bağda, oturup
dinlendiler.
Sonra yaralarını, kanlarını
sildiler.
Ve Resûl, namâz kıldı orada
iki rekât.
El kaldırıp, Rabbine eyledi
münâcaat.
O bağ, “Utbe” ve “Şeybe”
adlı iki kardeşin,
Olup, vâkıf idiler içyüzüne
bu işin.
Yâni Resûlullahın başına
gelenleri,
Görmüştü ikisi de, hem de
başından beri.
|