|
07 - HABEŞİSTÂNA HİCRET
BENİ BİLEN BİLİYOR
Kâ’bede beklerdi ki o
kureyş kâfirleri,
Gelsin Resûlullahın
katledilme haberi.
O anda gördüler ki, bir
gurup gelenler var.
Önde “Hazreti Ömer”,
ardında “Müslümânlar”.
Zannettiler ki: “Ömer,
bütün müslümânları,
Toplayıp esîr etmiş,
getiriyor onları.”
Lâkin cin fikirliydi o
alçak “Ebû Cehil”.
Görünce anladı ki, bu geliş
öyle değil.
Korku ve endîşeye kapılarak
bu sefer,
Uzaktan seslendi ki: (Bu
ne hâldir yâ Ömer?)
Hazreti Ömer ise, hiç
aldırış etmeden,
“Kelime-i şehâdet”
getirdi önce hemen.
“Ebû Cehil” işitip,
oldu şaşkın ve bîtâb.
Sonra hazreti Ömer, eyledi
şöyle hitâb:
(Beni bilen biliyor,
bilmiyen de bilsin ki,
Hattâb oğlu Ömer’im,
seçtim islâmiyyeti.
Yerinden tek bir adım
kıpırdarsa eğer kim,
Bilsin ki karısı dul,
evlâdı olur yetîm!)
Kureyşliler, onun bu
sözlerine şaştılar.
Bir anda dağılarak, hemen
uzaklaştılar.
Dediler: (Gitti Ömer,
Muhammedin katline.
Öldürmek şöyle dursun,
köle olmuş kendine.)
Böyle deyip, geriye
döndüler hepsi tekrâr.
Ve "Hazreti Ömer"in
üstüne saldırdılar.
Karşı koydu O dahî, onların
herbirine.
Tutup o müşrikleri, çarptı
birbirlerine.
Sonra “Ebû Cehil”i
tuttu ve yere vurdu.
Heybetli cüssesiyle üzerine
oturdu.
Sonra parmaklarını sokunca
gözlerine,
(İmdât!)
diye bağırdı kâfir diğerlerine.
Ona yardım etmeye gelerek
hepsi birden,
Güçlükle kurtardılar, onu
Onun elinden.
Allahın Sevgilisi,
eshâbıyle ilk kere,
O gün namâz kıldılar
Kâ’bede, âşikâre.
Mü’minlerin kalpleri, şâd
olmuştu ilk o gün.
Geldi hazreti Ömer,
huzûruna Resûl'ün.
Dedi: (Yâ Resûlallah,
acep zât-ı âlîniz,
Kâ’be içerisine girmek
ister miydiniz?)
(Evet) deyip, Onunla ele
ele tutuşarak,
Beytullahın içine girdiler
ilk olarak.
Kâ’benin içerisi doluydu "Putlar"
ile.
Resûlullah, onları gösterip
asâ ile,
Okudu bir âyet ki, şöyle
idi meâlen:
(Hak gelince bir yere,
bâtıl gider o yerden.)
O putlara hitâben hazreti
Ömer dahî,
Düşünmeden, şunları söyledi
bizâtihî:
(Ey putlar Peygamberdir
bu Muhammed-ül emîn.
Siz dahî şâhid olup,
Allaha secde edin!)
O böyle söyleyince, o anda
bütün putlar,
Yüz üstüne gelerek, hep
secdeye vardılar.
O an Hak teâlâdan bir âyet
geldi hemen.
Mânâ-yı şerîfi de, şöyle
idi meâlen:
(Ey Peygamberim, sana,
kâfî ve yetişirler,
Allah ve mü’minlerden
sana tâbi kişiler.)
|