|
06 - İLK MÜSLÜMÂNLAR
ZİNNÎRE HÂTUN’UN İHLÂSI
Müşrikler işkencede, yaşlı
genç, kadın erkek,
Gibi ayırımlarda
bulunmazlar idi pek.
Kimi bulurlar ise, ilk îmân
edenlerden,
Ona çok işkenceler
yapıyorlardı hemen.
Bir de “Zinnîre Hâtun”
var idi ki, kimsesiz.
O da, îmân etmekle
şereflenmişti henüz.
Müslümân olduğunu haber
aldıklarında,
Ona da, işkenceye
başladılar ânında.
Boğazını sıkarak, derlerdi:
(Dön dîninden!)
O, bayılıp düşerdi, nefesi
bittiğinden.
Bilhassa “Ebû Cehil”
yapıyordu böyle hep.
Hâtunun, görmez oldu
gözleri bundan sebep.
Ebû Cehil dedi ki ederek
hem istihzâ:
(Gördün mü, gözlerini kör
etti Lât ve Uzzâ.)
Zinnîre Hâtun ise, dedi:
(Yâ Ebâ Cehil!
Hayır, aslâ bu senin
dediğin gibi değil.
“Lât”
ve “Uzzâ” putları, hiçbir işe yaramaz.
Kendine tapmıyanı,
tapandan ayıramaz.
Ve lâkin benim Rabbim,
gözlerimin nûrunu,
İâdeye kâdirdir,
yapabilir O bunu.)
Onun bu dileğini, gerçekten
cenâb-ı Hak,
Kabûl edip, gözleri açıldı
tam olarak.
Ve hattâ eskisinden görürdü
daha iyi.
Bunu, o kâfirlerin gördüler
hepsi dahî.
Lâkin inâtlarından îmâna
gelmediler.
Açık mûcizelere, (Bu,
sihirdir) dediler.
Onlar, Resûlullaha “Baş
gözü”yle bakarak,
Îmân edemediler, çok fenâ
aldanarak.
Hattâ aralarında toplanıp
ara ara,
Derlerdi: (Şaşılmaz mı
Ona inananlara?
Muhammedin bu dîni doğru
olsaydı şâyet,
Onlardan daha önce, biz
inanırdık elbet.
Bakın Ona uyanlar, fakîr
kölelerdir hep.
Onlar, bizden önce mi
doğruyu buldu acep?)
Sahâbe-i kirâmın çektiği
ızdırâba,
Pek çok üzülüyordu o
Resûl-i müctebâ.
İslâmın yayılması,
öğrenilmesi için,
Emniyetli bir yere ihtiyaç
vardı ilkin.
“Erkam”
hazretlerinin var idi ki bir evi,
Onu seçti bu işe Allahın
Peygamberi.
Bu, Safâ tepesinin, tam
doğu cihetinde,
Yüksekçe bir yerdeydi, dar
bir sokak içinde.
“Kâ’be” görülüyordu
râhatlıkla oradan.
Ve çok elverişliydi emniyet
bakımından.
Kontrolü yönünden de, zîra
gelen gidenin,
Yeri, gâyet uygun ve
müsâitti bu evin.
Resûlullah bu evde, gündüz
oturuyordu.
Eshâbına islâmı her gün
anlatıyordu.
Müslümân olacaklar,
gelirlerdi bu eve.
Ve şereflenirlerdi îmâna
gelmek ile.
“Allahın Habîbi”nin,
kalplere devâ olan,
Mübârek sohbetini, o
mübârek ağzından,
Nefes almaz şekilde, edeble
dinlerlerdi.
Hattâ yutarcasına, bir bir
ezberlerlerdi.
|