|
06 - İLK MÜSLÜMÂNLAR
"ALLAH BİRDİR" DİYORDU
Resûlullah, dînini âşikâre
olarak,
Teblîğe başlayınca,
kâfirler toplanarak,
Buna mâni olmaya sa’y-ü
gayret ettiler.
Olmayınca, eziyyet etmeye
kastettiler.
Lâkin Resûlullahı korurdu
"Ebû Tâlip".
Bu sebeple kâfirler, ondan
korkup, çekinip,
Fazla yapamazlardı Resûl'e
ezâ, cefâ.
Lâkin kimsesizlere
yaparlardı çok defâ.
Meselâ Süheyb ile,
bir de Habbâb ve Ammâr,
Yaparlardı bunlara
dayanılmaz cefâlar.
Biri de “Bilâl” idi
bu zaif mü’minlerin.
Kölesiydi “Ümeyye” adında
bir kâfirin.
Oniki kölesinden, bunun
tavrı ve hali,
Hoşuna gittiğinden çok
severdi "Bilâl"i.
Puthâneye nöbetçi yapmıştı
onu hem de.
Lâkin îmân etmişti Bilâl de
o günlerde.
Orada, gizli gizli ibâdet
ediyordu.
Putları da yatırıp, secde
ettiriyordu.
Ümeyye bunu duyup, çıkıştı
ki Bilâl’e:
(Sen de mi îmân ettin, çok
şaşırdım bu hâle.)
Ümeyye kâfirine dedi ki o
da hemen:
(Evet, gerçek ma’bûda
ibâdet ederim ben.)
"Bilâl"in
cevâbından, gadaplandı Ümeyye.
Başladı insâfsızca ezâ cefâ
etmeye.
Tam öğle sıcağında, onu,
çıplak olarak,
Kumların üzerine, sırt üstü
yatırarak,
Derdi ki: (Muhammed’in
Allahını inkâr et!
Bizim putlarımıza yap
sâdece ibâdet.)
Bâzan da onu gömüp kızgın
kumun içine,
(Muhammedin dîninden
dön!) derdi kendisine.
Bilâl, bu cefâları çekerdi
de rûz-ü şeb,
Yine de (Birdir Allah!
birdir Allah!) derdi hep.
Bâzan da soyundurup, diken
üstünde onu,
Sürütüp, parça parça ederdi
vücûdunu.
Buna dahî sabredip, dönmez
idi dîninden.
(Allah birdir)
sözünü düşürmezdi dilinden.
Ümeyye kâfiriyse, görüp bir
gün bu hâli,
Yatırdı kızgın kuma hiddet
ile Bilâl’i
Çıkıp, dizleriyle de
bastırdı sînesine.
Öyle ki, halel geldi bir
müddet nefesine.
Kıpırdamaya bile kalmayınca
mecâli,
Bırakıp gitti artık, "Öldü"
diye Bilâl’i.
Kendisine gelince, etti ki
hemen suâl:
(Şimdi Lât ve Uzzâ’ya
inandın mı ey Bilâl?)
Son derece hâlsizdi,
çıkmıyordu nefesi.
Ve hattâ bitkinlikten
çıkmıyordu hiç sesi.
Parmağını kaldırıp, işâret
eyliyerek,
Söyledi îmânını (Allah
birdir!) diyerek.
Hazreti Bilâl der ki: (Ümeyye,
çok defâlar,
Gece beni bağlayıp, ederdi
çok cefâlar.
Yine sıcak bir günde, gelip
beni alarak,
Yatırdı kızgın kuma, hem de
çıplak olarak.
Göğsümün üzerine, "Taş"
koydu ağırından.
O anda bayılmışım taşın
ağırlığından.)
|