|
06 - İLK MÜSLÜMÂNLAR
GÖRÜLMEMİŞ HAKÂRET
Resûlullah, bi’setin
evvelki yıllarında,
Bir gün, namâz kılarken
Beytullahın yanında,
Kureyş kâfirlerinin ileri
gelenleri,
Gidip, Kâ’be yanında
oturdular herbiri.
Başta “Ebû Cehil”le,
“Ukbe bin Ebî Muayt”,
Ve yine bunlar gibi,
küffârdan yedi bedbaht,
Görüp Resûlullahın namâza
durduğunu,
Bir şey yapıp üzmeyi
istediler hep Onu.
Bir “Deve işkembesi”
gördüler o arada.
Bir gün önce kesilmiş,
duruyordu orada.
O alçak Ebû Cehil dedi ki:
(Arkadaşlar!
Bakın şu ilerde bir deve
işkembesi var.
İçinizden hanginiz, onu
alıp eline,
Koyar o, secdedeyken,
sırtının üzerine?)
Onların en zâlimi ve en
bedbahtı olan,
“Ukbe bin Ebî Muayt” ayağa
kalktı o an.
(Ben yaparım!)
diyerek, aldı o işkembeyi.
O an Resûlullah da,
yapıyordu secdeyi.
Yavaş yavaş yaklaşıp
Allahın Resûlüne,
Koydu o işkembeyi omuzları
üstüne.
Müşrikler, katılarak çok
fazla gülüştüler.
Öyle ki, birbirleri üzerine
düştüler.
Allahın Sevgilisi, üzüldü
fevkalâde.
Secdeyi uzatarak, biraz
kaldı o hâlde.
“Abdullah ibni Mes’ûd”
vardı ki sahâbeden,
O da, bu hâdiseyi görmüş
idi ilerden.
O, şöyle anlatır ki: Ben
onu gördüğüm an,
Öyle çok üzüldüm ki,
beynime sıçradı kan.
Lâkin ben kimsesizdim, çok
da zaif idim hem.
Ve beni koruyacak yoktu
kavmim, kabîlem.
Yardım edemediğim için
üzülüyordum.
Çâresizlik içinde kıvranıp
duruyordum.
Bir şey yapamamanın
ezikliği içinde,
Yanıp kavruluyordum nedâmet
ateşinde.
O arada bir kişi, kızları “Fâtıma”ya,
Haber vermiş, o hemen koşup
geldi oraya.
O zaman küçük idi, seğirtip
geldi hemen.
Alıp attı o şeyi Resûl’ün
üzerinden.
Âlemlerin sultânı, o
Allahın Habîbi,
Doğruldu o secdeden, bir
şey olmamış gibi.
Sonra buyurdular ki çok
üzülüp bu hâle:
(Yâ Rabbî, ben bunları
sana ettim havâle.)
Hattâ o kâfirlerin sayıp
tek tek ismini,
Ona havâle etti o küffârın
hepsini.
Onlar, bu bedduâyı işitip
çok korktular.
Ve hattâ o korkudan gülmeyi
unuttular.
Çünkü bilirlerdi ki,
Beytullahta yapılan,
Hele Onun duâsı, kabûl
olurdu o an.
O gün Resûlullahın ismini
söylediği,
“Ebû Cehil” ve öbür
kâfirlerin herbiri,
“Bedir”de öldürülüp,
yerlere serildiler.
Ve sıcakta kokuşup, leş
hâline geldiler.
Daha sonra o leşler, hepsi
ardı ardına,
Sürüklenip atıldı, Bedir
çukurlarına.
|