|
05 - Bİ'SETİ ve DA'VETİ
İLK TEBLÎĞ VAZÎFESİ
İlk vahiy geldiyse de
Hira’da kendisine,
Daha sonra kesilip, hiç
gelmedi üç sene.
Bu arada “İsrâfil”
adındaki bir melek,
Bâzı şeyler öğretti Ona
bâzan gelerek.
Üç sene hitâmında, bir gün
Hira dağından,
İnerken ses işitti gökyüzü
tarafından.
Yukarı baktığında “Cibrîl”i
gördü yine.
Oturmuştu nûrânî bir kürsî
üzerine.
Korkuya kapılarak, evine
vâsıl oldu.
Ve (Beni bir şey ile
örtün) diye buyurdu.
O zaman Hak teâlâ, “Müddessir”
sûresinden,
Bir kaç âyet gönderip,
buyurdu ki meâlen:
(Ey örtüye bürünen
Peygamber, bu vahiyle,
Kalk da korkut kavmini
Allahın azâbiyle.
Îmân etmezler ise,
kendilerine de ki:
Azâba uğrarsınız bu
yüzden elbette ki.)
Bu emir gelir gelmez
Allahın Habîbine,
Başladı insanları islâma
dâvetine.
Cibrîl aleyhisselâm, vahiy
getirdiği an,
Bir “İnsan”
sûretinde gelirdi çoğu zaman.
Sahâbeden vardı ki “Dıhye”
nâm güzel bir zât,
O zâtın sûretinde gelirdi
hem de bizzât.
Bâzan ilkâ ederdi,
görünmeden kalbine.
Bâzan da rüyâ ile söylerdi
Ona yine.
Bâzan da, dehşet saçan
uğultuyla gelirdi.
"Vahy"in en ağırı
da, böyle gelenler idi.
Allahın Habîbinin, o vahiy
geldiği an,
Terler dökülür idi, o
mübârek alnından.
Vahy’in ağırlığından, deve
yere çökerdi.
Gören sahâbîler de, bunu
hissederlerdi.
İlk vahy’in gelmesiyle,
teblîğ vazîfesine,
Başlayıp, bu teblîği sürdü
“Yirmiüç sene”.
Peygamber Efendimiz, “Ümmî”
idi esâsen.
Yâni ders görmemişti
ömründe hiç kimseden.
Hiç kitâp okumamış, bir
yazı yazmamıştı.
O, Mekkede doğmuş ve orada
yaşamıştı.
Böyle olduğu hâlde, “Tevrât”ta
ve “İncîl”de,
Hattâ Yunan ve Roma
devirleri içinde,
Yazılmış kitaplarda bulunan
bilgilerden,
Haber verdi hem dahî geçmiş
hâdiselerden.
Rum, Îrân, Habeşistân
hükümdârlarına da,
Mektûp yazıp gönderdi, dîni
teblîğ bâbında.
Sâir sultânlara da,
mektûplar göndermişti.
Huzûruna, altmıştan fazla
elçi gelmişti.
Bu babda, Rabbimiz de,
Kitâbında esâsen,
Şöyle buyurmaktadır bir
âyette meâlen:
(Sen bu Kur’ânı kerîm
gelmeden daha ilkin,
Bir kitâp okumamış, yazı
yazmamış idin.
Okur yazar bir kimse
olsa idin sen eğer,
Başkasından öğrendin
derler idi kâfirler.)
Yine “Necm”
sûresinde buyurur ki meâlen:
(O, hiçbir şey konuşmaz
aslâ kendiliğinden.
Onun bütün sözleri, elbet
vahiy iledir.
Ona, her yapacağı, vahiyle
bildirilir.)
|