|
04 - GENÇLİĞİ ve
EVLENMESİ
GİR ONUN
HİZMETİNE
“Hazreti Hatîce”nin,
Şam’a gidecek olan,
Ticâret kervanı da,
hazırlanmıştı o an.
“Meysere” adındaki
kölesini o bizzât,
Çağırıp, kendisine verdi
şöyle tâlimât:
(Kervan Mekke içinde
başlayınca sefere,
Devenin yularını, teslim et
o "Server"e.
Yalnız Mekke içinde, ipi O
ele alsın,
Ki Mekke ahâlîsi, dedi kodu
yapmasın.
Lâkin tam ayrılınca kervan
Mekke şehrinden,
Al devenin ipini, o
Server'in elinden.
Sonra şu elbiseyi, hürmetle
Ona giydir.
Şu zînetli deveye, izzetle
Onu bindir.
Devenin ipini de, al sen
kendi eline.
Bizzât gir tam olarak, “Muhammed”in
emrine.
Kendini, o Server'in "Hizmetkâr"ı
bil o an.
Ve sakın bir iş yapma,
Ondan izin almadan.
Onu, her tehlikeden
koruyabilmek için,
Canını esirgeme, budur
senin ilk işin.
Fazla oyalanmadan dönün tam
zamanında.
Ki mahcûb olmıyalım benî
Hâşim katında.
Eğer dediklerimi aynen îfâ
edersen,
Seni âzâd eder ve veririm
ne istersen.)
Târihî "Büyük kervan",
hazırlandı nihâyet.
Sefere çıkmak için edecekti
hareket.
O ara Mekke halkı, büyük
kalabalıklar,
Hâlinde kadın erkek, hem de
genç ve ihtiyar,
Kimi seyir, kimi de yolcu
etmek üzere,
Akın akın gelerek,
toplanmıştı o yere.
“Resûlullah”ın dahî
bütün akrabâları,
Yâni “Benî Hâşim” in
mûteber sîmâları,
Onu uğurlamaya gelmişlerdi
o yere.
Lâkin Onu görünce,
boğuldular kedere.
O an “Ebû Tâlib”in
ihtiyârı elinden,
Giderek, gözyaşları boşandı
gözlerinden.
“Hazreti Âtike” de
gördü ki o "Server"i,
Giyinmiş üzerine hizmet
elbiseleri.
Devenin ipini de almış
nûrlu eline.
Bekliyor, gitmek için yâd
gurbet ellerine.
O anda, dizlerinin bağı
çözülüverdi.
Gözyaşları içinde, ağlayıp
feryâd etti.
Ve: (Ey Abdülmuttalip,
ey Abullah, uyanın!
Kalkın da, şu Server’in
hâline bir an bakın.)
Deyip, üzüntüsünü dile
getirdiğinde,
Ağladı “O Server”
de, göz yaşları içinde.
Buyurdu: (Unutmayın ey
dostlar sakın beni!
Yâd edin gurbet elde,
gam elem çektiğimi.)
Bunu işitenlerin hepsi de
ağlaştılar.
Gökteki melekler de, bu
hale çok şaştılar.
Yeryüzünde ağlıyan halk
gibi onlar dahî,
Ağlayıp, şöyle niyâz
ettiler: (Yâ ilâhî!
Bu, senin en sevdiğin,
seçtiğin Muhammed’dir.
Ona, Habîbim dedin ve lâkin
bu hâl nedir?)
Hak teâlâ buyurdu: (Ey
benim meleklerim!
Evet O, Habîbimdir, en
çok Onu severim.
Fakat siz bilmezsiniz
muhabbetin sırrını.
Aslâ çözemezsiniz bu
işin esrârını.
Bu, öyle makâmdır ki,
kimse vâkıf olamaz.
Öyle gizli iştir ki,
kimse bir şey anlamaz.)
|