|
04 - GENÇLİĞİ ve
EVLENMESİ
ONU
BİZZÂT GÖREYİM
Varaka, o rüyâyı öyle
ta'bîr edince,
Buna, “Hatîce Hâtun”
memnûn oldu bir nice.
Kalbi, muhabbetiyle dolarak
o "Resûl"ün,
Teşrîf etmelerini bekler
oldu o hergün.
Bir gün “Âtike Hâtun” geldi
Onun evine,
Ki “Ticâret işi”ni
arz etsin kendisine.
Ona diyecekti ki: (Kervanına
bir kişi,
Arıyorsan, yeğenim iyi
yapar bu işi.)
Lâkin o, “Ticâret”i,
hele “Ücret” sözünü,
Söyliyemez, sıkılır, ter
basardı yüzünü.
Hatîce vâlidemiz, anlayıp
girdi söze,
Dedi ki: (Ey Âtike,
emriniz nedir bize?)
Arz etti: (Ey Hatîce, belki
de bilgin vardır.
Benim bir "Yeğenim"
var, çok emîn, vefâkârdır.
İsmi “Muhammed”
olup, Abdullahtır babası.
Onu, Ebû Tâlib’e ısmarladı
atası.
Kâmil bir yiğit olup,
tezevvüc zamanıdır.
Lâkin Ebû Tâlibin, bu ara
eli dardır.
Duyduk ki, Şam yönüne
gidecek kervanına,
Bir kişi ararmışsın, bu
haber geldi bana.
Bu işe, “Yeğenim”i
tâyin edersen eğer,
Bilcümle benî Hâşim, sana
çok duâ eder.)
O, Âtike Hâtun’dan bunları
dinleyince,
Rüyâyı hâtırlayıp, kapıldı
bir sevince.
Zîra ona, rüyâda müjdelenen
“Nebî”nin,
O "Server” olduğunu
ederdi o da tahmîn.
Dedi ki: (Ey Âtike,
işittim kendisini.
Söylediler bana hem
dîninin kuvvetini.
Onun kabûl etmesi, benim
için bir ni’met.
Herkesten daha fazla
veririm Ona ücret.
Lâkin bir göreyim ki,
müsâit midir buna?
Yâni muktedir midir,
kervanı korumaya?)
Onun bundan murâdı, görüp
bizzât zâtını,
İyice tanımaktı fizîkî
evsâfını.
Yâni Onun sîreti, semâvî
kitâplarda,
Okuduğu evsâfa uygun muydu
acabâ?
Âtike, (Hemen gidip
getireyim) diyerek,
Ayrıldı o hâneden be gâyet
sevinerek.
“Hatîce Hâtun”un da
sevinç sardı kalbini.
Zîra doğru çıkmıştı
herhâlde bu tahmîni.
O gidince, evini süsledi
var gücüyle.
Koyuldu beklemeye, bir
bayram sevinciyle.
Az sonra Âtike’yle, o “Allahın
Habîbi”,
Teşrîf etti o eve
ondördüncü "Ay" gibi.
Baktı Hatîce Hâtun Resûl'ün
evsâfına.
Tıpa tıp uygun buldu “Tevrât”ın
yazdığına.
Onun nezâketini ve nûrlu
cemâlini,
Görünce, hayrân kalıp,
sevinç sardı kalbini.
Düşündü ki: “O rüyâ,
doğru çıktı herhâlde.
Bu sırrı, başkasından
saklıyayım o hâlde.”
Konuşup, "Ücret"i de
tâyin ettiler o gün.
Böylece mahzûn kalbi,
ferahladı Resûl’ün.
|