|
04 - GENÇLİĞİ ve
EVLENMESİ
ONA,
"EL-EMÎN" DERLERDİ
Peygamber Efendimiz, henüz
“Gençlik çağı”nda,
Çok takdîr edilirdi
insanlar arasında.
Onun yumuşaklığı, güzel huy
ve ahlâkı,
Hayrân bırakıyordu kendine
cümle halkı.
Şaşılacak derece “Doğru
söz”lülüğünden,
“El-emîn” lakâbıyla
meşhûr oldu o günden.
O zaman Arablarda, her
kötülük, şer vardı.
Koyu bir câhiliyyet devri
yaşıyorlardı.
İçki, kumar ve faiz, vardı
her kötü ahlâk.
Putlara taparlardı en
kötüsü olarak.
O, bu fenâlıklardan, hep
uzak duruyordu.
Özellikle putlara hiç yakın
olmuyordu.
Kendi koyunlarını, Ciyâd
dağı yanında,
Güderdi hep çocukluk ve
gençlik yıllarında.
Hem te'mîn ediyordu bu
yolla geçimini.
Hem de uzak tutardı
onlardan kendisini.
Tam “Yirmi” yaşlarında
bulunduğu zamanda,
“Âsâyiş” diye bir
şey yoktu Arabistanda.
Yâni zulüm ve fesat, her
yeri kaplamıştı.
Can ve mal emniyyeti,
mâlesef kalmamıştı.
Mekkenin yerli halkı,
yolculara çok defâ,
Yaparlardı her türlü zulüm,
ezâ ve cefâ.
Ticâret veyâhut da
Beytullahı ziyâret,
İçin gelenlere de
yaparlardı eziyyet.
Türlü haksızlıklara
uğrayanlar da ancak,
Merci' bulamıyordu hakkını
arayacak.
Bu sırada Yemen’den,
ticâret maksadıyle,
Biri geldi Mekke’ye, çok
mal ve eşyasıyle.
“Âs bin Vâil” adında
biri zor kullanarak,
Gasp etti mallarını, zulüm
ile alarak.
O dahî bu haksızlık ve
zulüm karşısında,
Çıkıp feryâd eyledi “Ebû
Kubeys” dağında.
Bu vak’ayla iyice
karışmıştı ortalık.
Bu, bardağı taşıran “Son
damla” oldu artık.
Hâşim oğullarıyle diğer
kabîlelerin,
İleri gelenleri toplanıp
etti yemîn.
Şöyle ki, (Bundan sonra,
hiçbir insana artık,
Aslâ yapılmıyacak bir
zulüm ve haksızlık.
En ufak haksızlığa
uğrarsa biri eğer,
Hakkı alınacaktır.)
diye karar verdiler.
Her türlü haksızlığı
önlemek gâyesiyle,
“Adâlet Cem’iyyeti”
kuruldu böylelikle.
Böyle bir cem’iyyetin
kurulmasında o gün,
Te'sîri çok olmuştu genç
yaşta “O Resûl”ün.
Mekkede te'sîs olan bu
cem’iyyetle artık,
Önlendi tamâmiyle bu "Zulüm"
ve "Haksızlık".
Önceki o âsâyiş, tekrâr
kurulmuştu tâm.
Hem dahî uzun müddet
te'sîri etti devâm.
Peygamberlikten sonra, bir
gün buyurdular ki:
(O günkü sözleşmede
bulunmuştum ben dahî.
Öyle bir cem’iyyette
bulunup hizmet etmek,
Bana, yüklü servetten
sevimlidir daha pek.
Öyle bir sözleşmeye
çağrılsam şimdi şâyet,
Elbette, seve seve eder
idim icâbet.)
|