|
03 - MÜBÂREK EMÂNET
MIŞIL MIŞIL UYURDU
Onlar vâsıl olunca Mekke’ye
gecikerek,
Elde edemediler
zenginlerden bir bebek.
Hiç istemiyorlardı boş
dönmeyi de fakat.
Dediler: (Fakîr olsun,
alalım bir tek evlât).
Halîme hâtun der ki: Gönül
kırıklığıyle,
Dolaşırken bir çocuk bulmak
ümîdi ile,
Gördüm bir kimseyi ki, nûr
yüzlü ve ihtiyâr.
Ve baktım, üzerinde bir
heybet, azamet var.
Derdi ki: (Emzirecek bir
evlât alamıyan,
Bir hâtun kalmış mıdır
acabâ aranızdan?)
Yanımda olanlara sordum ki:
(Bu zât kimdir?)
Bana söylediler ki: (O,
Adülmuttaliptir.
En ulu kişisidir Mekke
ahâlîsinin.
Reîsidir hem dahî Kureyş
kabîlesinin.)
Vardım ta’zim ederek, o
ihtiyâr kişiye.
Sordu bana: (Sen kimsin ve
adın nedir?) diye.
Dedim: (Benî Sa’dden ve
Halîme’dir adım.
Mâlesef emzirecek bir
evlât alamadım.)
Dedi ki: (Ey Halîme, bende
var ki bir evlât,
İsmi “Muhammed”
olup, babası yoktur fakat.
Bir bir teklîf eyledim Onu
senden gayriye.
Almadı hiçbirisi "Yetim"
bir bebek diye.
Eğer kabûl edersen bu
çocuğu sen fakat,
Bulursun Onun ile, çok
büyük bir menfaat.)
O zaman çok sevinip,
şükreyledim hâlime.
Dedim ki: (Danışayım bir
gidip helâlime.)
Zevcim dahî dedi ki: (Çabuk
git, hiç durmadan.
Kabûl et o çocuğu, başka
biri almadan.)
Yanımda, kardeşimin oğlu
vardı, dedi ki:
(Hiç acele etmeyin,
yetîmi kim alır ki?
Hep zengin çocukları
aldı ve gitti çoğu.
Siz ise alırsınız, bir
babasız çocuğu.)
Lâkin ben aldırmadım onun
bu boş lâfına.
Hemen şöyle düşündüm o
sözün hilâfına:
(Babası yok ise de, işte
var ya dedesi.
İnşallah doğru çıkar, o
rüyâ netîcesi.)
Koşup vardım yanına,
yollarda seğirterek.
Dedim ki: (Kabûl ettim,
nerededir o bebek?)
Mesrûr olup dedi ki: (Ey
Halîme, ne iyi.
Demek ki kabûl ettin
oğlumu emzirmeyi.)
(Evet, memnûniyetle)
deyince kendisine,
Sevinçten vardı hemen, bir
şükür secdesine.
Ve (Yâ Rab, Halîme’yle,
evlâdım Muhammed’i,
Bereketli kıl!)
diye, bize duâ eyledi.
İletti sonra beni,
annesinin yanına.
İsmimi söyliyerek, tanıttı
beni ona.
İlk defâ gördüğümde ben “Âmine
Hâtun”u,
Ay gibi, etrâfına nûr saçar
buldum onu.
Dedi: (Ehlen ve sehlen,
nasılsın ey Halîme?)
Dedim: (Elhamdülillah,
hamdolsun bu hâlime.)
Sonra da (Gel!)
diyerek, gösterdi bir odayı.
Gördüm nûrlar içinde “Hâtem-ül
enbiyâ”yı.
Sevinç ve muhabbetle yanına
vardığımda,
Mışıl mışıl uyurdu, sarılı
kundağında.
|