|
03 - MÜBÂREK EMÂNET
HALÎME HÂTUN
“Âmine vâlidemiz”,
bu nûrlu yavrusunu,
Dokuz gün, kendileri
emzirdi bizzât Onu.
Sonra “Süveybe hâtun”,
Server-i âleme ilk,
Yapmakla şereflendi birkaç
gün süt annelik.
Bu hâtun, hizmetçisi idi
Ebû Leheb’in.
Doğumun müjdesini, bu verdi
ona ilkin.
Buna sevindiğinden o gece “Ebû
Leheb”,
Mevlid gecelerinde, azâbı
hafifler hep.
Zîra biri, bir gece, rüyâda
gördü onu.
Ve sordu kendisinden, ne
hâlde olduğunu.
Dedi: (Kabir azâbı
çekiyorum, gâyet zor.
Lâkin yılda bir defâ, bu
azâb hafifliyor.
Rebîül evvel ayı, tam
onikinci gece,
Resûlullah doğunca,
sevinmiştim bir nice.
“Süveybe”, bu
müjdeyi verince bana bizzât,
Sevincimden, hemence
etmiştim onu âzât.
Ve ona demiştim ki: (Ey
Süveybe, haydi git!
Süt annelik yapıver
yeğenime bir vakit.)
İşte, bu anlattığım iki
husûstan sebep,
Mevlid gecelerinde, azâbım
hafifler hep.
Ve iki parmağımın
arasından, serince,
"Su" çıkar, onu emip
ferahlarım bir nice.)
O zamanlar, Mekke’de var
idi ki bir âdet,
Bu beldede bir çocuk
dünyâya gelse şâyet,
Beslemek gâyesiyle bu yeni
bebekleri,
Hemen bir "Süt anne"ye
verirlerdi ekseri.
Çok "Sıcak"
olduğundan havası bu beldenin,
Zordu gelişmeleri burada
bebeklerin.
Bu yüzden, temiz hava ve
suyu tatlı olan,
Yaylalarda çocuklar
beslenirdi bir zaman.
Civar köy hâtunları, her
yıl âdet olarak,
Mekkeden, yeni doğan
bebekleri alarak,
Büyütüp beslerlerdi
yanlarında bir miktâr.
Bundan edinirlerdi çok
maddî menfaatlar.
Hem o zaman Kureyş’te, "Kıtlık"
vukû bulmuştu.
Anneler, çocukları
emziremez olmuştu.
Hattâ ot ve ağaçlar,
kurumuş idi hepten.
Çok müşkil durumdaydı
insanlar bu sebepten.
“Benî Sa’d” kabîlesi
vardı ki o zamanlar,
Diğer kabîlelerden üstündü
bu insanlar.
Şerefte, cömertlikte,
mertlik ve tevâzûda,
Meşhurdu bu kabîle böyle
bir çok mevzûda.
Kureyş kabîlesinin ileri
gelenleri,
Öncelikle bunlara verirdi
bebekleri.
Bu köyün insanları böyle
ise de, fakat,
“Kuraklık”, orada da
olmuştu büyük âfat.
Bu kabîleden olan “Halîme
hâtun” dahî,
Şöyle anlatmaktadır hâlini
bizâtihî:
(Ben o sene, kırlarda
gezerek "Ot" yiyordum.
Bunu bulduğum için, yine
şükrediyordum.
Zîra bâzan ot bile bulmak
zor oluyordu.
İşte ben, bu hâldeyken, bir
de çocuğum oldu.
Bir yandan böyle “Açlık”,
diğer yandan bu “Bebek”,
Dayanılmaz bir hâle
varıyordu giderek.
Yine de boyun eğdim
Rabbimin takdîrine.
Hiç şikâyet etmeyip,
şükrederdim hep yine.)
|