|
01 - MÜBÂREK NÛR'U
ZULUMÂT VE ÂB-I HAYÂT
"Peygamber-i zîşân"ın
doğmasına mukaddem,
Çok müthiş bir zulmete
gömülmüştü bu âlem.
İnsanlar azgınlaşmış,
unutmuştu "Allah"ı.
Yayılmıştı her yere
mazlûmun âh-ü vâhı.
Unutulmuş, Allahın
gönderdiği "Hak din"ler.
Almıştı yerlerini, beşerî
düşünceler.
“Mûsâ Kelîmullah”ın
dîni unutulmuştu.
“Tevrât” yok edilmiş
ve tamâmen bozulmuştu.
“Hazreti Îsâ”nın da
dîni hıristiyânlık,
Bozulup, “Üç tanrı”ya
inanılırdı artık.
Îrânlılar, şaşkınca “Ateş”e
tapıyordu.
Bin senedir o ateş, hiç
söndürülmüyordu.
Arabistânda dahî, insanlar
çok sapıtmış,
“Put”
yerleştirmişlerdi Kâ’beye üçyüzaltmış.
Beytullahın olduğu Mekke’de
bile, o an,
Sel gibi akıyordu küfür,
günâh ve isyân.
Son haddine varmıştı zulüm
ve ahlâksızlık.
İftihâr vesîlesi olmuştu
bunlar artık.
Dînî, rûhî, siyâsî bakımdan
Arabistân,
Kopkoyu bir karanlık
içindeydi o zaman.
“Zamân-ı câhiliyye”
denir ki o devire,
Azgınlık ve şaşkınlık
yayılmıştı her yere.
Ne içtimâî düzen, ne siyâsî
bir nizâm,
Olmayıp, karışıklık
sarmıştı her yeri tâm.
İçki, kumar, hırsızlık,
zinâ ve ahlâksızlık,
İcrâ ediliyordu ne varsa
her fenâlık.
Kadınlar, bir “Mal”
gibi alınıp satılırdı.
Kız çocuğu doğması, zül,
ayıp sayılırdı.
Felâket, yüz karası gelirdi
bu onlara.
Kızları, diri diri
gömerlerdi kumlara.
(Babacığım!) diyerek
boynuna sarılsa da,
Acı feryâtlar ile, ağlayıp
yalvarsa da,
Yine de gömerlerdi onları
diri diri.
Hiç bu cinâyetlerden
sızlamazdı kalpleri.
Bütün bunlardan başka,
hazreti “İbrâhîm”in,
“Hanîf dîni”ne
bağlı, inançlı, temiz mü’min,
Kimseler de vardı ki,
Allaha inanırlar.
Ve uzak dururlardı
putlardan yalnız bunlar.
Peygamber-i zîşânın anne,
baba, dedesi,
Böyle kimselerdi hep,
bilcümle sülâlesi.
Lâkin o azgınları, ebedî
Cehennemden,
Kurtaracak "Kahramân"
lâzımdı çok geçmeden.
Nitekim doğmasına, az zaman
kalmıştı hem.
Onu karşılamaya
hazırlanırdı âlem.
İnsanlara, ebedî refâhı
göstermeye,
Bir "Merhamet deryâsı"
geliyordu bu kere.
“Makâm-ı mahmûd” ile
“Şefâat-i kübrâ”nın,
Sâhibi geliyordu hem dahî
gâyet yakın.
Hep temiz alınlardan gelen
“Nûr”un sâhibi,
O eşsiz “Büyük insan”
geliyordu nûr gibi.
Allahü teâlânın “Habîbim”
dediği zât,
Varlıkların özü ve hülâsa-i
mevcûdât,
Hürmetine her şeyin
yaratılmış olduğu,
Âleme rahmet olan “Bir
Sultân” geliyordu.
|