|
01 - MÜBÂREK NÛR'U
KA’BENİN SÂHİBİ VAR
“Ebrehe”, ordusuyla
çıktı bir gün Yemen’den.
Maksadı, Beytullahı
yıkmaktı gidip hemen.
Geldi koca orduyla Mekkenin
sınırına,
Başladı Beytullaha "Hücûm"
hazırlığına.
Önce, bir adamını gönderdi
ileriye,
(Kureyş’in mallarını
yağma edip gel!) diye.
O, Abdülmuttalib’in şahsî
develerini,
Sürerek, Ebrehe’ye arz
eyledi hepsini.
Lâkin Abdülmuttalip buna
vâkıf olunca,
Üzülüp, Ebrehe’ye gidiverdi
doğruca.
Uzun boylu, heybetli, güzel
ve nûrâniydi.
Kavmin reîsi olup, i'tibâr
sâhibiydi.
Çadırdan içeriye girince
birden bire,
"Ebrehe" onu görüp,
tahtından indi yere.
Kalbinden geçirdi ki: “Bu
melik şimdi benden,
Her ne talep ederse,
yaparım onu hemen.
Hattâ “Kâ’beyi yıkma!”
dese dahî o bana,
Yıkmam, geri dönerim bu
zâtın hâtırına.”
Sonra dedi: (Ey melik,
herhangi bir arzuhâl,
Üzere geldin ise, yapayım
onu derhâl.)
Ona, Abdülmuttalip dedi ki:
(Erleriniz,
Develerimi almış, lütfen
geri veriniz!)
Ebrehe öğrenince Onun bu
gâyesini,
Dedi: (Ulu bir kişi
sanmıştım ben de seni.
Kâ’beyi yıkmak için
gelmiştim halbuki ben.
Sen, “Büyük” bir
meliksin bu yerde hakîkaten.
Sana yakışırdı ki, “Büyük
şey” dileyesin.
Meselâ “Beytullahı sakın
yıkma!” diyesin.
Lâkin sen istiyorsun üç beş
tâne deveni.
Senin bu davranışın,
hayrete soktu beni.)
O dedi: (Benim olan, bu
ikiyüz devedir.
Bu yüzden, beni yalnız
onlar ilgilendirir.
Beytullah'a gelince,
karışmam ona zinhâr.
Zîra benim değildir,
Kâ’benin sâhibi var.)
Ebrehe sinirlenip, dedi:
(Kimmiş sâhibi?
Ben o evi yıkıp da, sürerim
tarla gibi.)
Abdülmuttalip ise istihzâ
eyliyerek,
Mekkeye döndü geri (Sen
bilirsin) diyerek.
Mü’minleri toplayıp,
yaklaştı Beytullaha.
Halkasına yapışıp, duâ etti
Allaha:
(Ey yerlerin, göklerin
tek sâhibi Allahım!
Herkes, kendi evini
korur ve eder yardım.
Bu hâne de senindir ve
lâkin bu ahmaklar,
Orduyla gelmişler ki, bu
evini yıkalar.
Eğer izin verirsen,
bileceğin iş elbet.
Muhâfaza edersen,
senindir güç ve kuvvet.)
Böylece tazarrûda bulunup o
mü’minler,
Sonra da toplu hâlde,
dağlara çekildiler.
Ebrehe, “Mahmûde”yi
koydu ordu önüne.
Sonra da ordusunu sürdü “Kâ’be
yönü”ne.
Onun asıl ümîdi, “Mahmûde
fili”ndeydi.
Zîra muvaffakıyyet, ona
bağlı bir şeydi.
Lâkin umduğu gibi
olmıyacaktı elbet.
Bekliyordu onları, çok
korkunç bir âkıbet.
|