|
01 - MÜBÂREK NÛR'U
HAZRET-İ ABDÜLMUTTALİP
Peygamber Efendimiz, “Kureyş”
kabîlesinden,
Ve “Hâşimoğulları”
kolundandır esâsen.
Babası “Abdullah”tır,
onun babası “Şeybe”.
Bu, “Abdülmuttalip”tir,
böyleydi ismi önce.
Şeybe’nin babasının ismi de
“Hâşim” idi.
Çok asîl, pek şerefli,
sevilen bir kişiydi.
Alnındaki “Nûr” ile
eylemişti temâyüz.
O vefât ettiğinde, çocuktu
Şeybe henüz.
Arkadaşları ile, bu Şeybe,
Medîne’de,
Ok tâlimi yapardı evlerinin
önünde.
Onları seyir için gelen
bâzı büyükler,
Şeybe’nin alnındaki “Nûr”u
görüverdiler.
Dediler ki: (Bu çocuk,
ne de çok mübârektir.
Şerefli bir kimsenin
oğlu olsa gerektir.)
Çünkü diğerlerinden
değişikti her hâli.
Alnında parlıyordu o Nûr “Yıldız”
misâli.
Ve ok atma sırası Şeybe’ye
geldiğinde,
Herkes ona bakardı büyük
merak içinde.
O, yayını gererek oku attı
nihâyet.
Baktılar, ok hedefe eyledi
tam isâbet.
Heyecanla dedi ki: (Ben
Hâşim’in oğluyum.
Elbette hedefini bulur
hep benim okum.)
Onun bu sözlerinden,
insanlar bildiler ki:
Bu, Mekke’li Hâşim’in oğlu
imiş meğer ki.
O sırada Hâşim de, Mekke’de
etti vefât.
Bunun, “Muttalip”
diye kardeşi vardı fakat.
Medîneden Mekkeye, bir kişi
o günlerde,
Gitti ve Muttalip’le
karşılaştı bir yerde.
Dedi ki: (Medîne’de,
senin bir yeğenin var.
Çok zekî ve akıllı,
hayrân ona insanlar.
Alnında, yıldız gibi
parlıyor hem de bir Nûr.
Onun, sizden uzakta
durması doğru mudur?)
Muttalip bunu duydu ve
gitti Medîne’ye.
Yeğenini alarak, vâsıl oldu
Mekkeye.
Yanındaki Şeybe’yi görünce
Mekkeliler,
(Bu çocuk kimin?)
diye, ona suâl ettiler.
Muttalip de, cevâben her
böyle soranlara,
(Benim kölemdir)
diye söylerdi hep onlara.
Şeybe’ye, (Benim kölem)
dediği için ki hep,
“Abdülmuttalip”
dendi Şeybe’ye bundan sebep.
Misk kokusu duyardı herkes
onun yanında.
Resûlullahın “Nûr”u
parlıyordu alnında.
O Mekkeye gidince, onun ile
berâber,
Geldi Mekke şehrine çok
hayır, bereketler.
Her ne zaman Mekkede olsa
idi kuraklık,
Halk, Abdülmuttalib’e
geliyordu hep artık.
Bir duâ etsin diye, ona
yalvarırlardı.
O bir duâ edince, hemen
yağmur yağardı.
İnsanlar "Reîs"
seçip, ettiler ona bî’at.
Onun emri altında buldular
huzûr, râhat.
O zaman meliklerden kim
vardıysa dünyâda,
Onun büyüklüğünü tasdîk
etti onlar da.
Hazret-i İbrâhimin dînine
tâbi idi.
"Allah"ı ma’bûd
bilen, hâlis bir mü’min idi.
Hiçbir puta tapmadı bu
sebeple hayâtta.
Ve yanlarına bile
yaklaşmadı o hattâ.
|