|
01 - MÜBÂREK NÛR'U
NÛR
KÂFİRDEN GEÇMEDİ
Âdem aleyhisselâm
yaratıldığı anda,
Resûlullahın “Nûr”u
parlıyordu alnında.
Ondan îtibâren de,
Resûlullaha kadar,
"Nûr", temiz alınlardan
dolaştı hep bu karar.
Âyet-i kerîmede buyuruldu
meâlen:
(Sen, yâni senin nûrun,
hep secde edenlerden,
Dolaştırılıp sana
intikal eylemiştir.)
Yâni Nûr, hiçbir zaman
kâfirden geçmemiştir.
Yaratılan ilk insan Âdem
aleyhisselâm,
Peygamber-i zîşândan zerre
taşıdığından,
Nûr, emânet olarak kondu
Onun alnına.
“Zühre yıldızı” gibi
başladı parlamaya.
Bu zerreyle birlikte “Nûr”
da Âdem Nebî'den,
“Havvâ” vâlidemize
geçti müteâkiben.
Hazret-i Havvâ’dan da, “Şît”
aleyhisselâma,
Ondan da geçiverdi onun
evlâtlarına.
Hep temiz erkeklerden, hep
temiz kadınlara,
Temiz kadınlardan da, hep
temiz adamlara.
Yâni hep mü’minlerden
dolaşarak bu minvâl,
Nihâyet sâhibine eylemiştir
intikâl.
“Âdem Nebî”nin yaşı,
vaktâ ki erdi “Bin”e,
Hastalanıp, göç etti âhiret
âlemine.
Henüz vefât etmeden, “Şît”
adlı evlâdını,
Çağırıp, yaptı ona şu son
nasîhatını:
Buyurdu ki: (Ey oğlum,
alnında parlıyan Nûr,
Muhammed mustafâya
mahsûs olan bir Nûrdur.
Bunu muhâfazada gayret
eyle sen dahî.
En pâkize hanıma teslim
et emâneti.
Bu husûsa çok fazla ver
sen de ehemmiyyet.
Sen de, çocuklarına
böyle eyle vasiyyet.)
Hepsi, babalarının tutup
vasiyyetini,
Çok iyi korudular bu “Nûr”
emânetini.
Hep mü’min alınlardan
geçerek o “Nûr” yine,
Ulaştı en nihâyet hakîkî
sâhibine.
Yâni Resûlullahın
dedelerinin hepsi,
"Mü’min" ve pek
şerefli kimselerdi cümlesi.
Onlardan birisinin, iki
oğlu olsaydı,
Veyâhut bir kabîle, ikiye
ayılsaydı,
Resûlullahın Nûr’u, daha
şerefli olan,
Oğul ve kabîlede bulunurdu
her zaman.
Her asırda, Resûl'ün dedesi
olan zâtlar,
Yüzlerindeki Nûr’dan
bilinirdi âşikâr.
Seçkin bir soy vardı ki,
işbu “Nûr”u taşıyan,
Onlar, güzel ve nûrlu
olurdu başkasından.
Bu nûr'la, o kimseler,
kardeşlerinden bile,
Ayrılır, daha üstün olurdu
o kabîle.
Hazreti İbrâhimin babası “Târûh”
dahî,
Asîl bir âileden, temiz bir
mü’min idi.
Halîlullah, dünyâya
gelmeden önce fakat,
Oğlunu göremeden îmânla
etti vefât.
Yine mü’mine idi vâlidesi “Emîle”,
Oğluna, bu Târûh’tan kalmış
idi hâmile.
“Âzer” diye kardeşi
var idi ki Târûh’un,
Ölünce, bunun ile
evlenmişti bu hâtun.
Âzer, Halîlullahın değildi
öz babası.
Hem amcası olurdu, hem de
üvey babası.
|