|
01 - MÜBÂREK NÛR'U
HERŞEY
ONUN ŞEREFİNE
Allahü teâlânın Habîbi,
Sevgilisi,
Mahlûkâtın en üstün, en
güzel, en iyisi.
Allah Onu methetmiş, en çok
Onu sevmiştir.
Bütün ins’e ve cinne "Peygamber"
göndermiştir.
Allah, her Peygambere
ismiyle etti hitâb.
Ona, “Habîbim” diye
buyurmuştur iltifât.
Bir âyette, meâlen buyurdu
ki Rabbimiz:
(Seni, rahmet olarak
gönderdik âleme biz.)
Ve yine buyurdu ki: (Sen
olmasaydın eğer,
Hiçbir şey yaratmazdım,
olmazdı yer ve gökler.)
Her Peygamber, kendinin
yaşadığı devirde,
Kavminin, her bakımdan
üstünüydü o yerde.
"Resûl-i zîşân" ise,
dünyâ yaratılandan,
Tâ kıyâmete kadar, her
devirde, her zaman,
Dünyânın her yerinde gelmiş
veyâ gelecek,
İnsanların hepsinden
üstündür, bu bir gerçek.
Kimse üstün olamaz Ondan
hiçbir bakımdan.
Onu öyle yaratmış her şeye
kâdir olan.
Hicretten elli üç yıl önce,
"Mekke şehri"nde,
Rebî’ül evvel ayı, onikinci
gününde,
Pazartesi gecesi ve sabaha
karşı hem,
Dünyâya teşrîfiyle nûrlandı
bütün âlem.
Hiçbir şey yaratmadan
evvelâ cenâbı Hak,
Peygamber-i zîşânın “Nûr”unu
eyledi halk.
Önce kendi nûrundan latîf,
büyük bir “Cevher”,
Yaratıp, o cevherden var
oldu başka şeyler.
Görünen görünmeyen, her ne
ki varsa hattâ,
Hep ondan yaratıldı, ne
varsa kâinâtta.
İlk var olan bu cevher, “Nûr-u
Muhammedî”dir.
Rûhun ve her maddenin
menşei bu cevherdir.
Suâl etti Resûl'e Câbir
ibni Abdullah:
(Allah, neyi yarattı önce
yâ Resûlallah?)
Buyurdu ki: (Her şeyden
evvelâ cenâbı Hak,
Senin Peygamberinin
Nûr’unu eyledi halk.
Yâni benim Nûr’umu,
kendinin Nûr’undan hem,
Yarattı ki, o vakit yok
idi Lehv ve Kalem.
Ne Cennet, ne Cehennem,
yer ve gök, Arş-ü felek,
Yok idi ay ve güneş,
yoktu hem ins-ü melek.)
Vaktâ ki Âdem Nebî,
topraktan halk olundu,
Bu “Nûr-u Muhammedî”
onun alnına kondu.
Kendi rûhu verilip,
etrâfını görünce,
Alnındaki parlıyan bu “Nûr”u
gördü önce.
Sonra da ilhâm ile bildirdi
cenâbı Hak.
Ona. “Ebû Muhammed”
diyerek etti hitâb.
Dedi ki: (Yâ ilâhî, bana
“Ebû Muhammed”
Diye hitâb edersin,
acabâ nedir hikmet?)
(Başını kaldır da bak!)
buyurdu Hak teâlâ.
Kaldırınca gördü ki,
yukarda Arş-ı âlâ.
Ve nûrdan “Ahmed”
diye yazı vardı hem dahî.
Hemen suâl etti ki: (Bu,
kimdir yâ ilâhî?)
Buyurdu: (Evlâdından,
bir büyük Peygamberdir.
İsmi, göklerde “Ahmed”,
yerlerde “Muhammed”dir.
Eğer O olmasaydı, seni halk
eylemezdim.
Yeri, göğü ve hattâ hiçbir
şey var etmezdim.)
|